Orta sınıf parti arıyor

AKP döneminde köylü ve alt sınıflar çoğunluğu yitirdi. Güçlenen orta sınıf bir parti arıyor.

Ben buna 'AKP paradoksu' adını veriyorum. Ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım: Türkiye'de 1950'den beri iktidara gelen merkez sağ partiler (ki çok kısa ve arızi dönemler dışında hep onlar iktidarda kaldılar) aslında birer şemsiye organizasyondur.
Bu şemsiye, esas olarak şehirlere gelerek veya gelmeyerek ama mutlaka refahtan (ranttan) daha fazla pay kapmak isteyen 'çevre'yi kapsar, ama sadece o dış 'çevre'yi değil, şehirlere gelip nispeten refahını arttırdığı halde henüz yerel ilişkilerinden kopamamışları da kapsar.
Tabii, köyden kente göç sürdükçe ve kente gelenler bir biçimde kent hayatıyla sosyal uyumluluk sağladıkça (bu hız sanıldığı kadar yüksek değil, çok ama çok yavaş) söz konusu merkez sağ şemsiyenin kapsadığı alan küçülür.
Dün bu şemsiye Demokrat Parti'nin elindeydi, ondan Adalet Partisi'ne geçti, ondan ANAP'a, sonra ANAP'la DYP şemsiyeyi ikiye böldü, şimdi ise şemsiyenin büyük parçası Adalet ve Kalkınma Partisi'nin elinde. (AKP'nin İslamcı partilerin devamı olarak kurulmuş olması durumu değiştirmez, çünkü hem DP, hem AP hem ANAP bir ölçüde 'dinci' idi.)
Fakat, AKP'nin iktidardaki başarısı paradoksal biçimde şemsiyeyi küçültüyor. Çünkü AKP, konjonktürün ve Cumhuriyet döneminin 80 yılda biriktirdiklerinin sayesinde, 'orta sınıf' diyebileceğimiz orta gelir grubunu en fazla geliştiren, bu gruba (sınıfa?) en fazla gelir transfer eden merkez sağ parti oldu.
Grafik, bizzat Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan tarafından yapılan bir sunumdan alındı. Babacan'ın amacı, hükümetlerinin icraatını anlatmak kuşkusuz. Bu grafikte, 2002 sonudan 2006 başına kadar geçen üç yıllık dönemde hangi yüzde 5'lik gelir grubunun gelirlerini nasıl arttırdığı anlatılıyor. En zengin yüzde 5 bu dönemde gelirlerini enflasyonun bir hayli altında arttırabilmiş, yani esas olarak gerilemiş ama onların dışında kalan bütün kesimler enflasyonun üstünde gelir artışı sağlamışlar. Ağırlık grafiğin tam da ortasında, yani 'orta sınıf' denilebilecek, orta gelir gruplarında.
Bu grafiğin bir başka anlamı, gelir dağılımında görece bir düzelme olduğu. Nitekim, gelir dağılımı adaletini ölçmeye çalışan en önemli araçlardan biri olan 'Gini Katsayısı'nda 2002'deki 0.44'e karşılık 2005'teki
0.38 rakamı belli bir düzelmeyi ifade ediyor. (Gini katsayısında çıkan rakam 0'a yaklaştıkça adalet sağlanıyor.)
Şöyle de söyleyebiliriz: 2001 krizi elbette bütün toplum kesimlerini vurdu ama en fazla yüksek gelir gruplarını, milli gelirden en fazla pay alan yüzde 20'lik kesimi vurdu. Krizin etkileri görece azaldıkça, en üst gelir grubunun en az ama orta gelir gruplarının en fazla krizin etkilerinden kurtulmakta, hatta belki kısmen artıya geçmekte olduğunu söylemek çok yanlış olmaz.
İşte tam bu noktada 'AKP paradoksu' başlıyor. Daha 2004 yılındaki yerel seçimden sonra bu köşede, AKP'nin ekonomik istikrarı sağlamadaki ve enflasyonu düşürmedeki başarısının paradoksal biçimde AKP muhalefetini de harekete geçireceğini söylemiştim. Şimdi öyle oluyor. Geçmişte krizin etkisiyle, çok fazla siyasi seçeneğe sahip olmayan kesimler bugün AKP'ye karşı sokaklara çıkıyor, meydanları dolduruyor.
Fakir toplumlar totalitarizme, görece zengin toplumlar demokrasiye ve çok sesliliğe eğilimlidir. 2002 sonunda Türkiye bugüne göre çok daha fakirdi, sandıktan tek parti iktidarı çıkmasıyla ilgilenildi sadece, yüzde 45'in Meclis'e yansımamasını kimse dert etmedi. Ama bugün görece daha az fakiriz ve şimdi o yüzde 45'i dert ediyoruz haklı olarak.
Türkiye'nin gelir dağılımındaki gelişmeleri demokrafik gelişmeleriyle yan yana getirecek olursak, karşımıza ilginç bir gerçek çıkıyor: Belki de Cumhuriyet tarihinde ilk defa köylüler ve diğer alt gelir grupları çoğunluklarını yitirmiş, buna karşılık orta ve üst gelir grupları
çoğunluğa geçmiş durumdalar.
AKP esas olarak bir köylü ve kenar mahalle/varoş partisi olduğu için, belki bir kez daha iktidar olsa bile aslında bu haliyle son kez iktidara gelmiş olacak. Ondan sonra, gerçek sosyal demokrat veya 'muhafazakâr demokrat' partilerin önü açılacak, çünkü toplumdaki değişme-yenileşme-refahtan pay kapma arayışı bir ölçüde dengelenecek, toplumun çoğunluğu maceraya atılmaktan başka gidecek yeri olmayan 'çılgın Türkler'den değil önceliğini eldekini muhafaza etmeye veren orta gelir gruplarından oluşmaya başlayacak.
Tabii bu arada din gibi geleneksel kültürel değerlerin ve geleneksel toplumsal yapının korunması belki bir hassasiyet olarak yerinde kalsa bile öncelikli talep olmaktan çıkacak, toplum dindarlaşsa dahi aynı anda da dünyevileşecek, laiklik temelli gerilimler azalacak.
AKP bugün de yapmaktan becerebildiği kadar kaçınıyor zaten ama yarın laiklik temelli gerilimlerin kaynağı hiç olamayacak, olmaya kalkarsa kaçınılmaz biçimde marjinalleşecek.
Ankara, İstanbul, Manisa-Çanakkale ve son olarak İzmir mitinglerini doğru okumak isteyenler konuya bir de bu açıdan bakmalı. Bence sokaktaki orta sınıfın öfkesi, başka bir şey değil.
Ve o orta sınıf kendine bir siyasi parti arıyor. Muhalefet olmak için değil, iktidara gelmek için!