Örtünme anketi ve Fehmi Koru

Fehmi Koru, Doğan Grubu gazetelerinin anbean tek merkezden yönetildiğine inanıyor...

Milliyet gazetesi, Tarhan Erdem'in Konda araştırma şirketine yaptırdığı 'Gündelik Hayatta Din ve Türban' başlıklı anketi pazartesi günü yayımlamaya başladı. Çok ilginç sonuçları her gün Milliyet gazetesinden merakla takip ediyorum.
Anketin birinci bölümünde, Milliyet gazetesinin 2003 yılında yine Tarhan Erdem'in yönetiminde ama bu kez A&G Araştırma şirketine yaptırdığı benzer içerikli araştırmayla kıyaslamalı olarak, örtünen kadınların oranının yüzde 64.2'den 69.4'e, başındaki örtüyü 'türban' olarak adlandıran kadınların oranının ise yüzde 3.5'ten 16.2'ye yükseldiği duyuruldu.
Bu araştırma sonucu, salı günkü Yeni Şafak gazetesinin sürmanşetinden içine Radikal'in de adının karıştığı bir komplo teorisi imasıyla eleştirildi, eleştirilmek ne kelime, hem Milliyet'i hem de Radikal'i yayımlayan şirket olan Doğan Gazetecilik'in yönetim kurulu başkanı Aydın Doğan'ın adı da verilerek rakamlarla oynandığı öne sürüldü. Yeni Şafak'ın sürmanşetine çıkan bu yorumun yazarı, gazetenin başyazarı Fehmi Koru idi.
Koru, kendince kurduğu komplo teorisini dayanaklandırırken, 28 Eylül 2007'de Radikal'in yayınladığı bir başka araştırma sonucu ile Milliyet'in rakamlarının birbirini tutmamasından, hatta bir anlamda tam tersi yönde sonuçlar vermesinden hareket ediyor ve sanki çok hayret verici bir şeymiş gibi, bu araştırmaların aynı gruba mensup iki gazete tarafından yayımlanmasına şaşırıyor ve sonra da ima yoluyla akla hayale gelmeyecek şeyler söylüyor.
28 Eylül'de Radikal'in yayımladığı araştırmayı, daha önce Tarhan Erdem yönetiminde çalışan ama son dönemde kendi başına iş yapmaya başlayan ve bu arada son seçim sonucunu da kesine oldukça yakın biçimde bilen A&G Araştırma yapmıştı. Araştırmanın yöneticisi, 15 yıl Tarhan Erdem'le çalışmış olan Adil Gür'dü. Araştırmanın sahibi ise esasen Mehmet Ali Birand'ın 32. Gün programıydı.
Araştırma, yine Milliyet'in 2003 araştırmasına kıyasla sokağa çıkarken başını örten kadınların oranının yüzde 64.2'den yüzde 61.4'e düştüğünü, başındaki örtünün adının 'türban' olduğunu söyleyenlerin oranının ise (örtünen kadınlar içinde) yüzde 5.4'ten yüzde 6.1'e yükseldiğini bulmuştu. (Burada bir kafa karışıklığına hemen son verelim: Tarhan Erdem 2003'te 'Başımdaki örtünün adı türbandır' diyenleri yüzde 3.5 olarak veriyor ama bu oran örtünen örtünmeyen tüm kadınlar içindeki oran. Adil Gür'ün aynı soru için 2003 rakamı olan 5.4 ise sadece örtünen kadınlar arasındaki oran. Yani, 2003'te örtünenlerin 5.4'ü, tüm kadınların ise 3.5'i 'Başımdaki örtü türbandır' demiş.)
İki araştırmanın bulguları arasında dramatik bir fark var. Ama saha araştırmalarının doğası, kuralları ve varsayımları hakkında biraz olsun fikir sahibi olanlar açısından bu farklar son derece normal.
Az sonra farkların sebepleri üzerinde duracağım ama önce Fehmi Koru'nun bir temel argümanı hakkında daha bilgi vermeliyim. Radikal'in eylül sonunda yayımladığı A&G araştırması için saha çalışması 21-23 Eylül'de, yani yayından beş-yedi gün önce yapıldı. Milliyet'in bu hafta yayımlamakta olduğu araştırmanın ise 8-9 Eylül'de, yani bundan üç ay, A&G araştırmasından ise iki hafta önce yapıldığı anlaşılıyor.
Ben Radikal'in Genen Yayın Yönetmeni olarak A&G araştırmasından, 27 Eylül sabahı Mehmet Ali Birand'ın söylemesiyle haberdar oldum. Birand, o sıralar revaçta olan 'Malezya' tartışmasından hareketle bu araştırmayı ısmarlamıştı ve o akşam Kanal D'de yayımlayacaktı. Yönetim Kurulu Başkanımız Aydın Doğan bu araştırmanın varlığını ve sonuçlarını ya o akşam geç saatte yapılan 32. Gün yayınında veya büyük olasılıkla ertesi sabah Radikal'in manşetinde öğrendi. O gün bugündür ben Aydın Doğan'la bu araştırma sonuçları hakkında tek kelime bile konuşmuş değilim.
Tarhan Erdem'in Milliyet için aynı konuda bir araştırma yaptığını ise, Tarhan Erdem Radikal yazarı olmasına, Milliyet'le aynı binanın farklı katlarını paylaşıyor olmamıza, Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin yakın arkadaşım olmasına rağmen kısa bir süre önce dedikodu yoluyla öğrendim.
Biz aynı binada olsak da, iyi arkadaş olsak da, gazeteci kıskançlığından vazgeçmedik. Benim günümün önemli bir bölümü Radikal'in haberlerini Milliyet'ten saklamakla geçiyor, eminim Milliyet'teki arkadaşlar haberlerini bizden saklamak için ciddi çaba içindeler.
Ama nedense Fehmi Koru başta olmak üzere pek çok kişi, bu düşünce tembelliğine kolayca mağlup oluyor ve Doğan Grubu gazetelerinin günbegün, anbean tek bir merkezden yönetildiğini, bir yüce aklın her gün ve her an bizlere talimatlar yağdırarak haber politikalarımızı yönetip yönlendirdiğine inanıyorlar.
Milliyet'in eylül başında yapılmış bir araştırmayı yayımlamak için neden aralık ayına kadar beklediğini bilmiyorum ama bu bekletme işini zaman zaman biz de yaptığımız için arkasındaki mantığı anlayabiliyorum. Örneğin Radikal'de bu hafta ve geçen hafta yayımlanan iki yazı dizisi, yani Manisalı gençlerin öyküsüyle Uğur Gürses'in Çin izlenimleri, aslında Radikal'in tabloid boya geçeceği ekim sonu-kasım ortasında yayımlanacaktı ama tabloid projesini ocak ayına erteleyince yazı dizilerini daha fazla bekletemedik ve yayımladık.
Peki iki araştırma arasındaki dramatik farkların nedeni ne olabilir?
Birinci olarak, bunlar araştırma, referandum veya sayım sonucu değil. Yani yanılma payı olan şeyler. İkincisi, iki araştırmanın örneklemi, anketörü ve uygulandığı yerler birbirinden farklı. Üçüncüsü, ayrı ayrı örneklem, metodoloji ve soru formlarıyla yapılmış iki ayrı araştırmanın birbirinin tıpatıp aynı sonuçlara ulaşmasını bekleyemeyiz. Ve son olarak, bu türden araştırmalar belli bir süreklilik içinde yapıldıklarında bir eğilimi tespit etmeleri açısından anlamlı sonuçlar verebilirler, yoksa tek başına bir araştırma her soruya cevap vermez.
Benim açımdan Tarhan Erdem de, Adil Gür de güvenilir araştırmacılardır. Araştırmalar elbette bilimsel yöntemlerle yapılır ama işin bir de zanaat yönü vardır. Özellikle Türkiye gibi son derece hızlı ve köklü sosyal değişmelerin yaşandığı bir ülkede, araştırma örneklemi hazırlamak büyük bir zanaattir. İşin bu zanaatkârlık kısmında Tarhan Erdem'in ne denli başarılı olduğunu son seçim sonuçları bize gösterdi.
Adil Gür'ün kısıtlı bir abone grubu için yaptığı seçim araştırmaları da sonucu çok yakından bildi. Demek, Tarhan Erdem'in yanında geçirdiği 15 yıl Adil Gür'ü de örneklem konusunda güçlü bir zanaatkâr yapmış.
Az önce araştırmaların belli bir süreklilik içinde yapılmasının ve bir eğilimi göstermesinin anlamlı olduğunu söyledim. Bu bakımdan, Milliyet'in 2003'te yaptığı araştırma baz alındığında Adil Gür'ün ve Tarhan Erdem'in birbirinin tam tersi yönde eğilimler saptadıklarını görüyoruz. Bu eğilimlerden hangisinin daha doğru olduğunu birkaç yıl sonra aynı araştırmaların tekrar edilmesi halinde öğrenebileceğiz.
Biz gazete yöneticileri araştırma ısmarlasak ve onların 'sahibi' olsak da, aslında araştırmalar onları yapan araştırmacılara ait şeyler. Bize düşen, önümüze gelen rakamları eğip bükmeden yayımlamak. Milliyet hakkında konuşmak bana düşmez ama onların yaptığı da bu sonuçta: Tarhan Erdem gibi güvenirliği kanıtlanmış bir araştırmacının bulgularını yayımlamak.
Fehmi Koru'nun yaptığı sonuçta belden aşağı vurmaktan başka bir şey değil. Gazeteleri gazeteciler çıkarıyor. Aydın Doğan, Radikal gazetesini basıldıktan sonra görüyor. Bizim herhangi bir haber için Aydın Doğan'a danışmamıza gerek de yok, çünkü önümüzde bizi bağlayan gazeteciliğin evrensel prensipleri, 'Doğan Yayın İlkeleri' ve gazetelerimizin kimlikleri var.
Radikal'in ya da Milliyet'in yayımladığı bir haber için Aydın Doğan'ın adını işin içine karıştıran Fehmi Koru aynı yöntem kendi yazıları veya gazetesinin yayınları için uygulansa, yani onlardan 'Albayrak ailesinin talimatıyla bunu böyle yazdılar' dense nasıl tepki verirdi acaba?