Osmanlı neden battı?

Gençliğinin bir bölümünü bu sorunun yanıtını aramakla geçirmiş biriyim. Aslında cevabı da biliyorum.

Gençliğinin bir bölümünü bu sorunun yanıtını aramakla geçirmiş biriyim. Aslında cevabı da biliyorum. Osmanlı, fazlasıyla 'mağrur' olduğu için, kendisinden büyük başka bir güç bulunmadığı zannına kapıldığı için, aslında en güçlü olduğu dönemde battı.
Kanuni Sultan Süleyman dönemi her bakımdan Osmanlı'nın en güçlü olduğu dönemdir. Nitekim bu dönemde, başsız kalan Fransa tahtına kimin atanacağını da Kanuni belirlemiştir. Kanuni'nin Fransa tahtı için kimi önerdiğine ilişkin fermanının dili, bir mağruriyet dilidir. Evet aynı dili İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet de kullanmıştır ama onun 'Ben artık Roma İmparatoruyum' demesiyle Kanuni'nin 'Ben artık cihan padişahıyım' demesi arasında ciddi bir 'mağruriyet' farkı vardır.
İşte bu mağrur dönemde, Kanuni'nin Şeyhülislamı Ebussuut Efendi de yayımladığı bir fetva ile, artık dünyanın fethedildiğini, gidilecek başka yer olmadığını, dolayısıyla medreselerde fen bilimlerini öğrenmeye gerek kalmadığını, bundan böyle matematik gibi, geometri gibi, astronomi gibi fen bilimleri yerine Kuranı Kerimi daha iyi öğrenmenin, dini sorunlarda daha fazla derinleşmenin yeterli olduğunu emretti, emredebildi.
Osmanlı'nın çöküşü de o anda başladı.
* * *
Geçen gün benim gibi tarih meraklısı yazıişleri müdür yardımcımız Ali Topuz bir kitabı getirip önüme koydu. Kitap Yayınevi'nden çıkan 'Asiler ve Gaziler- Kabakçı Mustafa Risalesi' adlı kitap, Osmanlı'da Batı tarzı ordu kurmaya ve Batılı eğitim kurumlarını hiç değilse ordu için açmaya yeltenen ilk padişah olan 3. Selim'in tahttan indirilip yerine 3. Mustafa'nın bir kez daha tahta çıkarılmasıyla sonuçlanan gerici 'Kabakçı Mustafa İsyanı'nın birinci elden tanığı iki kişinin, Ubeydullah Kuşmani ile Ebubekir Efendi'nin risalelerinin günümüz Türkçesiyle aktarılmış hali. Kitabı yayına Aysel Danacı Yıldız hazırlamış, bir de giriş yazmış.
1807'deki Kabakçı isyanının önemi, isyancıların basit çıkar hesaplarının yanı sıra, modernleşmeye karşı da çıkmaları.
Kitap, aynı isyanı birbirinin tam tersi yönden aktaran iki yazarın risalelerinin bir arada sunulması bakımından çok ilginç. İlk bölümü Ubeydullah Kuşmani yazmış, isyancıları desteklemiş, hatta isyancıların bazı infazlarına bire bir tanık olmuş.
İkinci bölümü ise Ebubekir Efendi yazmış, o da isyancıları eleştiriyor.
İsyancıları eleştiren Ebubekir Efendi'nin şu satırları Ali Topuz'un ilgisini çekmiş ve kitabı bana verme sebebi de o zaten. Aynen aktarıyorum:
"... Ayrıca, 'Bu yeni kurulan askeri sınıfın (Nizamı Cedid kastediliyor) bizim İslam devletinde asla yeri yoktur, talim ve kıyafetleri baştan aşağı Frenklere benzer' diyerek o soyu sopu din ve devlet haini olan vaktin hata edeni alık topal (burada da dönemin şehyülislamı Topal Ataullah Efendi kastediliyor) her türlü ilimde yeryüzündeki en cahil insandı. 'Âlimleri, gökkubbenin altındaki en şerli/kötü kimselerdir. Her türlü fitne ve kötülük onların başının altından çıkar, ama sonunda yine onlara döner, kendi başlarında paralanır' hadisinde bahsedilen kötü ümmetlerin kâfirlik kılavuzu olup kendilerinde olan tüm kötü sıfatları selefleri hazretlerine dayandırmalarıyla hayvandan bin mertebe alçak olan ümmetin sıradan insanlarının kulaklarında kötü inançlar ve yanlış sözler yer edip o halef ve selefin gözünde en makbul ibadet ve iyi mücahitlik olan MATEMATİK İLMİ TAHSİLİNE, Kİ TÜM İLİMLERİN TEMELİDİR, KARŞI ÇIKMALARIYLA o kafasız, düşüncesiz herifler İslam gemisini kurtuluşa götürecek kudretli taifelerini ve alet ve edevatını reddetmelerinin yanı sıra daha nice nice zarar ve ziyana uğratıp İslam gemisinin içine büyük bir ateş attılar."
* * *
Dilerseniz bütün İslam tarihini de bu mücadelenin ve sonunda da bilim ile aklın egemenliğinin reddedilmesinin tarihi olarak okuyabilirsiniz ama bizim derdimiz İslamla değil Osmanlıyla. Osmanlı, bilimin ve aklın egemenliğini reddetmemiş olsaydı, zaman zaman günümüz tartışmalarında gündeme gelen 'İslam rönesansı' da yapılabilmiş olurdu ve bugün tümüyle farklı bir dünyada yaşıyor olurduk.
Türkiye dahil bütün İslam dünyası, hâlâ daha 'Akıl mı, vahiy mi?' diye tartışadursun, atı alan çoktan Üsküdarı geçmiş durumda.
Bugün Türkiye'nin bütün İslam dünyası içinde farklı bir yerde duruyor olmasının tek nedeni, yüzyıllar süren mücadelenin sonunda Atatürk gibi birinin çıkıp aklın ve bilimin dünya işlerinde egemen olmasını kural olarak getirmesindendir.
Dikkat ediyorsanız, aslında günümüzde süren tartışma da budur: Bizde asıl akıl ve bilimin egemenliğini savunmaya devam etmesi gerekenler türbanla, şunla bunla uğraşarak oyalanadursunlar ama başkaları bilim derslerine yaratılış safsatasını yerleştirip bütün çocuklarımızın aklını karıştırsın ve bu konu konuşulmasın bile.