'Para normal'e bilimsel ambargo

Princeton Üniversite-si'nin 'para normal olaylar' laboratuvarı, 'bilimsel ambargo'yla çöktü.

Princeton, Amerika Birleşik Devletleri'nin New York kentine çok yakın, New Jersey eyaletinde çok ünlü bir üniversitenin adı. Üniversite, ününü bilime yaptığı katkılardan, kendi mensuplarının kazandığı Nobel ödüllerinin sayısından alıyor.
Dünyanın en önemli bilim insanları bu üniversitede çalıştılar ve çalışmaya devam ediyorlar. 1920'li yıllarda kurulan ve hâlâ faaliyetlerine devam eden 'İleri Araştırmalar Enstitüsü' Einstein'dan Gödel'e kadar pozitif bilimlerin zirvesine tırmanmış isimlere ev sahipliği yaptı. Bu anlamda Princeton, pozitif bilimlerin kalesi olarak bilinir.
Öyle bilinir ama bilim dünyası dışında pek az bilinen bir gerçek, para normal olaylarla ilgilenen bir enstitünün bu üniversitenin bünyesinde 1979'dan beri çalıştığı. Para normalden kasıt, uzaktan haberleşme anlamına 'telepati' ve maddeleri uzaktan etkileme anlamında 'telekinesis' araştırmaları.
Kurulduğu günden bu yana bilim dünyasında çok eleştirilen, Princeton'ın da prestijine mal olan bu laboratuvar bugünlerde kendiliğinden kapanıyor.
Pozitif bilimlerle uğraşanlar, açıklanamaz güçlere, fizik kanunlarına uymayan ve laboratuvar ortamında kanıtlanamayan deneylere pek itibar etmezler haklı olarak. Örneğin, bir gösterisini İstanbul'da benim de izlediğim ünlü İsrailli telekinesisci Uri Geller, gözümün önünde çatal ve kaşıkları eğmişti ama yine de beni yeterince ikna edememişti. Çünkü çatal ve kaşıkları elinde tutuyordu, onlara bir kuvvet uygulamadığından emin olmak mümkün değildi.
Her neyse, bu denli kuşkulu bir alanın saygın bir üniversite içinde kendine yer edinmesinin yaratacağı tepkiyi anlayabiliyorum ama dün konuyla ilgili haberleri okurken anlamakta zorlandığım şey, bu laboratuvarda yapıldığı söylenen bilimsel deneylerle ilgili makalelerin hiçbirinin bırakın bilim dergilerinde yayımlanmayı bu dergilerin hakem heyetlerinden olumlu ya da olumsuz görüş almayı bile başaramamıştı. Bilim dünyası, o laboratuvardan gelen makalelerin kapağını bile açmamıştı yani.
Dün bulup okuduğum konuyla ilgili gazete ve ajans haberlerinde benim gördüğüm en 'deney'e benzer deney örneği, bir makineyle ilgiliydi. Makinenin bir yüzündeki sayısal ekranda 100'den biraz alçak ve biraz yüksek sayılar ardı ardına rastgele beliriyordu. Makinenin karşısına oturtulan denekten her seferinde 'yüksek' veya 'alçak' bir sayıyı düşünmesi isteniyordu. Ve 'deney'e göre böyle 10 bin seferlik denemelerde denekler 4 veya 5 kez makineyi etkileyebiliyor, 'düşünce gücü' ile ekranda belirecek rakamı değiştirebiliyorlardı.
Açıkçası ben düne kadar böyle bir konunun saygın bir üniversite bünyesinde araştırılmakta olduğunu bile bilmiyordum, demek öğrenmenin yaşı yokmuş.