Pazar yazısı şart mıdır?

Öwzellikle haftanın geri kalan beş veya altı günü siyaset, ekonomi, diplomasi gibi 'sıkıcı' konularda yazan benim gibiler, pazar günleri okuyucunun da gevşek olacağı varsayımıyla daha 'az sıkıcı' konulara giriyorlar.

Öwzellikle haftanın geri kalan beş veya altı günü siyaset, ekonomi, diplomasi gibi 'sıkıcı' konularda yazan benim gibiler, pazar günleri okuyucunun da gevşek olacağı varsayımıyla daha 'az sıkıcı' konulara giriyorlar. Ben pazar günleri fırsat buldukça ve elimde de malzeme oldukça bilim, matematik, mantık gibi konulara giriyorum. Başkaları başka şeyler yazıyor. Bu çeşit yazıların genel bir ismi var: Pazar yazısı.
Peki şart mıdır pazar yazısı yazmak? Hayır, kuşkusuz şart değil. Yani haftanın geri kalan günlerinde ne yazıyorsa, ne gibi konulardan söz ediyorsa insan pazar günü de aynı şeyleri yazmaya devam edebilir.
Okuyucu onu yadırgamaz.
Ama şunu kabul etmek lazım: Haftanın altı günü köşe yazısı yazmak esasen insanlık dışı bir eylem. Eğer yazının hakkını vermek istiyorsanız, eğer yazınız sadece sizin işkembeden attığınız görüşlerden değil de, o sırada gerçekten tartışılan konulardaki konuşulan argümanlardan oluşsun istiyorsanız, çok ama çok çalışmalısınız. O zaman da haftada altı yazı neredeyse imkânsız.
Tabii haftada altı veya yedi gün yazmayı kolaylaştıran durumlar da var: Eğer bir gazetenin yöneticisiyseniz, bütün haberler ve dedikodular size doğru akar. O zaman da gerçek hayatın gerçek tartışmalarının gerçek argümanlarına ulaşmanız kolay olur, onları yazınızda kullanabilir, bir bakış açısını okuyucularınıza yansıtabilirsiniz.
Haftanın beş günü, siyaset, ekonomi veya diplomasi alanında bir hayli zorlayıcı ve yorucu olan bu işi yapan yazarların pek çoğu, pazar günkü yazılarını, yani cumartesi günlerini 'tatil'e, daha hafif konulara ayırıyorlar.
Bu da onların dinlenme biçimi.
Ben dikkat ediyorum, hafta içi yazılarıyla gündem belirleyen çok önemli yazarlarımız bile aslında hayatta en çok pazar günü çıkan yazılarına özeniyorlar, onların 'güzel' olması için ciddi mesai ayırıyorlar.
Yani, dinlenmek, hafiflemek, bir anlamda sıkıcı konulardan temizlenmek için yazılan hafif yazılar aslında yazarı için daha fazla emek gerektiren, yazarının daha fazla özendiği, daha fazla önemsediği yazılara dönüşüyor. Hatta dönüştü bile.
Mesela Ertuğrul Özkök, siyasi konularda ilgili yazılarını değil de pazar yazılarını kitaplaştırdı.
Aynı şeyi ben de yaptım.
Çok iddialı olduğu için bunu söylemeye çekiniyorum ama sanırım köşe yazarı, pazar günü yazılarında içindeki hevesli deneme yazarını keşfetmeye çalışıyor. Normalde, birisi 'Ben deneme yazarı olacağım, işte benim denemelerim' diye bizim yazıları adam gibi bir yayıncı-editörün önüne koysa büyük ihtimal, 'Sen biraz daha çalış' denilerek geri çevirilir. Ama biz kendi köşelerimiz olduğu için, içmizdeki becerikli veya beceriksiz, donanımlı veya donanımsız denemeciyi her pazar ortaya seriyoruz.
Pazar yazısı yazmak şart mıdır? Bence değildir. Bu köşenin sürekli okurları biliyor, siyaset veya gündem ağır bastığında kolayca pazar yazısından vazgeçiyor ve haftanın geri kalan günlerinde ne yazıyorsam onu yazıyorum ama itiraf edeyim, çoğu zaman pazar yazısı yazıyorum.
Bu yazı sanki pazar yazısı değilmiş gibi duruyor ama bal gibi pazar yazısı işte.