PKK'yı yok sayarak barış mümkün mü?

Cumartesi günü bu köşede çıkan 'Barışa bir şans vermek' başlıklı yazının bir yerinde şöyle demişim: "Yalnız sorun şu ki, PKK'nın gerçek talebinin ne olduğu, gerçekte PKK'nın iradesinin...

Cumartesi günü bu köşede çıkan 'Barışa bir şans vermek' başlıklı yazının bir yerinde şöyle demişim: "Yalnız sorun şu ki, PKK'nın gerçek talebinin ne olduğu, gerçekte PKK'nın iradesinin hangi nihai amaç etrafında şekillendiği kimse tarafından bilinmiyor. Eğer PKK ülkeyi bölmek istiyorsa bile bunu silahsız ve barışçı zeminlerde yapabilir, hatta yapmalı. PKK silahını bırakmayacaksa, bu anlamda barış hiçbir zaman olmayacak, yani bugün ve yarın Ankara'da havanda su dövülmüş olacak demektir."
Yazının çıktığı gün Kürt milliyetçisi olduğunu bildiğim ama PKK'lı olmayan bir dostumdan mesaj geldi. Benim gibi iyimser olmadığını, Ankara'da havanda su dövüleceğine inandığını söylüyordu dostum.
Toplantılara ben de davetliydim, hatta bir panelde konuşma yapmam da isteniyordu ama teklifi önce bir yurtdışı gezisi nedeniyle reddetmek zorunda kaldım, sonra yurtdışı gezim de iptal oldu ama o gün Radikal'i Sezen Aksu hazırlayacaktı, onu yalnız bırakamazdım, Ankara'ya gidemedim. Ama yine de iki gün süren 'Türkiye Barışını Arıyor' toplantılarını yakından izlemeye çalıştım, sonuç bildirgesini dikkatle okudum.
Geçen gün İspanya Başbakanı Zapatero ile, ETA'nın barış görüşmelerinin ortasında Madrid'de havaalanına bomba koymasıyla sona eren diyalog süreci hakkında El Pais (o da barış demek) gazetesinin yaptığı bir mülakatı okudum. Zapatero, mülakatın bir yerinde ünlü Avusturyalı hümanist yazar Zweig'dan hareketle şöyle söylüyordu: "Öldürmek, Zweig'ın da dediği gibi, bir fikri savunmak değil, sadece cinayettir."
Türkiye'de yaşayan Kürtlerin hissiyatı ne olursa olsun, önce Zapatero'nun ortaya koyduğu basit gerçeğin anlaşılması lazım: Öldürmek, sadece cinayettir. Dolayısıyla, her şeyden ama her şeyden önce silahların susması ve yok edilmesi gerekir.
Silahlı bir örgüt, amacı ne olursa olsun, dağlarda dolaşıyor, fırsat bulduğunda Kürt köyleri dahil köyleri basıp sivilleri de öldürüyorsa, yol kenarına döşediği uzaktan kumandalı patlayıcılarla asker canı alıyorsa, o ülkenin o örgüte 'Ama senin amacın meşru' demesi söz konusu olamaz. Meşru amaçlar, insan öldürmek başta olmak üzere şiddete yaslanan araçları meşru kılmazlar. Cinayet cinayettir.
PKK'nın bu sorumluluğunu ve barış adımının ondan gelmesi gerektiğini unutan, gözden kaçıran, görmezden gelen bir barış arayışı, maalesef başarıya ulaşamaz.
Cumartesi günü de esas olarak bunları yazmıştım ve toplantıdan PKK'ya bir çağrı çıkması gerektiğini temenni etmiştim. Maalesef bu çağrı çıkmadı. Nedenini, niçinini tartışmaya gerek yok. Çağrının çıkmaması yeterli.
Bir barış toplantısının sonuçsuz kalması, orada konuşulanların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Toplantılarda Kürt sorununun çeşitli boyutları tartışıldı, sonuç bildirgesinde bu boyutlara da yer verildi. Bunları önemsemek gerekir.
Ancak yine de başa dönmeden edemiyorum: İngiltere Başbakanı Tony Blair, IRA'nın silah bırakma kararını alkışlarken, "Siyasi fikirlerin siyasi arenada barışçı bir söylemle savunulması daha iyidir" demişti. Bu basit gerçek Türkiye için de geçerli: PKK, savunduğu görüş her neyse onu barışçı yöntemlerle siyaset sahnesinde savunabilir, savunabilmeli. Ama bunu yapmak için önce silahtan vazgeçtiğini kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya koymalı.
Özellikle PKK'ya yakın çevrelerce sıkça dile getirilen bir iddia, Türkiye'de savaşın sürmesinden çıkar uman bir lobinin var olduğu yönünde. Türkiye, eğer varsa bile öyle lobilere teslim olmayacak kadar büyük ve demokratik mekanizmaları gelişmiş bir ülke. Aynı soruyu Kürtler de PKK için sormalı: Acaba savaşın devamından çıkar uman liderleri mi var PKK'nın?