Psikolojik harekât

Bizde devlet, toplumdan bağımsız gibi düşünülür. Toplum da 'eğitime muhtaç' sayılır.

Bir seferinde bu köşede şaka yollu sormuştum: Abdullah Öcalan çıkıp 'Diş sağlığı önemlidir, herkes günde en az iki kez dişini fırçalamalıdır' dese, bakkaldan diş macunu alanlara 'iç düşman' gözüyle mi bakacağız, diye.
Mesele diş macununa kadar gitmedi ama Öcalan'ın veya PKK'nın her söylediğini gerektiğinden fazla ciddiye alanlar olduğunu öğrenmem uzun sürmedi.
Bir örnek: Bir sefer PKK, 'Karadeniz'e açılma' planından söz etti. O dönem PKK ile birlikte hareket ettiği düşünülen DHKP-C ve TİKKO gibi örgütler ansızın Tokat ve çevresinde ciddi terör yaratmaya başladılar. Ama Güneydoğu Anadolu'ya göre çok farklı olan coğrafi ve beşeri şartların da yardımıyla güvenlik güçleri buradaki terörü görece kısa zamanda bitirdi.
Terör Tokat ve kırsalında (ki bu bölge bir anlamda Karadeniz'in kapısı sayılabilir) bitti ama anlaşılan o ki Karadeniz Bölgesi'nin PKK terörünün odağına gireceğini düşünenler bununla yetinmedi.
Bugün Trabzon'da yükselen milliyetçilikten söz ediyorsak, diyelim 20 yıl önce olmayan yoğunluktaki veya şiddetteki bir şeyin varlığını gözlemliyorsak durup düşünmek gerekir:
Sakın birileri, PKK'nın bölgeyi hedef seçme olasılığına karşı 'tedbir' almaya kalkışmış, komik bir dinci tarikat dahil, 'Türklük çimentosu' diye ne bulduysa ona sarılmış, el altından para ve örgütlenme desteği yapmış olmasın?
Mesela Haydar Baş diye biri var. Bir tarikat lideri olduğu öne sürülüyor. Bir ara televizyon istasyonu da vardı, hâlâ var mı bilmiyorum.
Türkiye 28 Şubat'tan geçti ama nedense Haydar Baş konusu hiç açılmadı bile. Bu bir tarikat mıdır, amacı nedir, mali kaynakları nelerdir? Ben bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün yazımın sonuna koyduğum tavsiyeye uyarsa belki de cevapları öğrenir.
Mersin'i ele alalım. Sessiz, sakin, kendi halinde ve dünya güzeli bir Akdeniz şehri bugün hiç hak etmediği biçimlerde medyada anılıyor. O malum yemin törenlerini kastediyorum.
Diyelim Trabzon'un, diyelim bazı başka Karadeniz şehirlerinin yakın tarihini izleyenler, benzer bir mekanizmanın Mersin için de çalışıp çalışmadığını merak ediyorlar kuşkusuz. Çünkü yöntemler ve parmak izleri her nasılsa çok benziyor.
***
Bizde devlet, toplumdan bağımsız bir varlıkmış gibi düşünülür. Daha doğrusu böyle bir düşünme biçimi neredeyse hepimizin genetik kodlarına kadar işlenmiş gibi.
Sadece bu da değil: Devletin toplumdan bağımsız olması, bir toplumun olmadığı anlamına gelmez ama o toplum deyim yerindeyse biraz 'çocuk'tur, eğitilmeye ve yönlendirilmeye muhtaçtır aynı zamanda.
İşte bu sebeple her seferinde 'toplumun kendini koruma refleksi'nden değil de 'devletin kendini ve toplumunu koruma refleksi'nden söz edilir.
Etnik ayrılıkçılık ihtimaline karşı bir 'kendini koruma refleksi' belki de makul karşılanabilir ama bu refleks toplumdan değil de toplumu eğitmek ve yönlendirmek isteyenlerden kaynaklanınca işler karışıyor.
İşte bizde toplumu eğitme ve yönlendirme faaliyetlerinin tümüne verilen isim psikolojik savaş.
Maalesef böyle!
***
Varsayalım ki Trabzon'da benim olduğunu iddia ettiğim yönde bazı şeyler yapılmıştır.
Ve yine varsayalım ki bunları yapanların niyeti iyidir, temizdir.
Fakat bir de sonuca bakalım: Şehirde zaten bir avuç kadar olan Hıristiyan azınlığa yönelik nefret, basit bir protesto gösterisine bile linç girişimiyle karşılık veren türden hoşgörüsüzlük, Hrant Dink'i öldürmek için birden fazla tetikçinin kolaylıkla bulunabilmesi...
Bu sonuçlara 'iyi oldu, tam da istediğimiz buydu' diyebilir mi sözünü ettiğim işleri becerenler ve onlara onay veren 'büyük'ler?
Şimdi Mersin'e dikkati çektik ama Mersin tek değil. Böyle faaliyetler yürütülen başka şehirleri de var ülkemizin, özellikle seçilmiş üniversiteleri de.
Çok fena tohumlar ekiliyor ülkemizin topraklarına. Ve bizler, yapay olarak ekilen bu çeşit tohumların yarattığı berbat sonuçları yaşamaya fazlasıyla alışmış bir toplumuz.
12 Eylül'ün İslamcılığının sonuçlarını yaşıyoruz son 13 yıldır.
Bir on yıl sonra da, bugünlerin 'Türkçülüğü'nün sonuçlarını mı yaşayacağız?