Seçim için iki yeni senaryo daha

Bir büyük yatırım şirketiyle bir uluslararası aracı kurum, seçim için birer senaryo/analiz üretti.

Cumartesi günü bu köşede Citibank ve Goldman Sachs'ın bu yıl sonunda yapılacak genel seçimlere ilişkin bazı senaryolarını aktarmıştım. Bugün de iki yeni senaryo/analiz çalışmasından daha söz edeceğim. Bunlardan birincisi Türkiye'nin en büyük yatırım şirketlerinden AkYatırım'ın çalışması, diğeri ise yine Türkiye'de faaliyet gösteren ve piyasanın en büyüklerinden kabul edilen aracılık kurumu Raymond James'in raporu.
Önce AkYatırım'ın çalışmasıyla başlayalım. Bu çalışmada, anketlerin olası güvenilmezliği veya tutarsızlığının yarattığı sakıncaları bir ölçüde elemek için seçime girecek partiler içinden en fazla oyu alması beklenen dört tanesinin, yani AKP, CHP, MHP ve DYP'nin toplamından oluşan 'Yoğunlaşma oranı' diye bir model kurulmuş ve dört temel senaryo geliştirilmiş.
Buna göre dört partinin toplam oy oranının yüzde 69, yüzde 71, yüzde 74 ve yüzde 76 olacağı temel senaryolar oluşturulmuş.
Tabii bu temel senaryolar da yeterli değil. Dört parti toplamda yüzde 74 alabilir, uç bir örnek ama içlerinden sadece ikisi barajı geçebilir. Ayrıca son dönemdeki anketlerin pek azı iki partili bir parlamentoya işaret ediyor. Genellikle MHP ve DYP bu sırayla baraja ya çok yakın veya biri barajın üstünde diğeri az altında gibi gözüküyorlar.
İşte bu varsayımlar ışığında, eğer dört parti Meclis'e girecekse ve onların oy toplamı yüzde 69 olacaksa, tek parti iktidarı için AKP'nin en az yüzde 30, toplam yüzde 71 olacaksa AKP'nin en az yüzde 31, toplam 74 olacaksa AKP'nin en az yüzde 32.5, toplam 76 olacaksa da AKP'nin tek parti iktidarını sürdürebilmesi için en az yüzde 34 oy alması gerekecek. Bu senaryoya DTP'lilerin bağımsız girişi eklenecek olursa AKP'nin işi daha da zorlaşıyor, onu da söyleyeyim.
Meclis'e üç partinin girmesi durumunda AKP'nin işi daha kolaylaşıyor ve önceki paragrafta verdiğim minimum oy yüzdeleri, oradaki sırayla yüzde 28, 30, 31 ve 32.5'e düşüyor. Eğer üç partili Meclis'e DTP'liler bağımsız girecekse AKP'nin fazladan 1-2 puan daha alması gerekiyor.
Peki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması partinin seçim performansını etkiliyor mu? AkYatırım analisti, etkinin sınırlı olacağını söylüyor, bunu da oluşturduğu ayrıntılı bir 'karar ağacı'na dayandırıyor. Bu 'karar ağacı' çok ilginç olduğu için izninizle onu yarın yazacağım.
Gelelim Raymond James'in analizine...
Esasında onlar da AkYatırım'a benzer biçimde akıl yürütmüşler ve daha en baştan Meclis'te yüksek temsil olasılığının tek parti hükümeti olasılığını azalttığını söylemişler. Yani, üç partili Meclis AKP'yi zorlar, dört partili Meclis ise tek parti iktidarını çok düşük bir olasılık haline getirir, böyle diyor Raymond James analisti.
Onlar da çok sayıda (19 tane) senaryo üzerinde durmuşlar ama sonuç değişmiyor: Dört partili bir Meclis'te AKP'nin en az yüzde 35
oy alması gerektiğini söylüyorlar. Raymond James'in bir başka bulgusu, DYP-MHP toplamının yüzde 23'ü aşması durumunda tek parti iktidarı olasılığının azalacağı yönünde.
RJ'nin analizinin en ilginç bölümü, dört partili ve AKP'nin de tek başına iktidar olamadığı bir Meclis'teki bir ihtimal AKP'nin muhalefette kalmayı tercih ederek diğer üç partinin hükümet kurmasını isteyebileceği durum. Bunun nedeni de, üç partili bir koalisyonu kurmanın zorluğu ile bu çeşit koalisyonların kısa ömürlü olması. RJ analisti, 'Ama' diyor, 'AKP'nin bu kadar sabrı olup olmayacağını bilmiyoruz.'

Akif Beki'nin kitabı
Geçen hafta Hürriyet'te Emin Çölaşan iki kez, Radikal'de de Türker Alkan bir kez, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın basın danışmanı Mehmet Akif Beki'nin zamanında Alfa Yayınları'ndan çıkan 'Erdoğan'ın Harfleri' adlı kitabından alıntılarla süslü yazılar yazdılar. İki önemli gazetenin iki önemli köşe yazarının bu kitap ve yazarıyla ilgili yorumlarına bir şey diyemem ama bu kitabın kitap olmazdan önce Radikal'de yazı dizisi olarak yayımlandığını bildiğim için bazı konulara açıklık getirmem gerek.
Birinci olarak, Akif Beki bu yazı dizisini önerdiğinde, ilk baktığım şey dizinin o dönemde kamuoyunda çok da fazla tanınmayan Erdoğan hakkında değerli bir analiz olup olmadığıydı. Akif Beki, Erdoğan'ı analiz etmeye çok farklı bir noktadan, neredeyse edebi denebilecek bir noktadan yaklaşmıştı ama bence analizler o dönem için önemli ve değerliydi, o yüzden diziyi yayımladık.
Dizi, 'Erdoğan'ın Harfleri' adını taşıdığı için ebced hesabı, hurufilik gibi konulara girilmesi kaçınılmazdı. Beki bunları yazmasa biz isterdik, çünkü bugünün Türkiye'sinde az bilinen bu unsurlar okuyucu ilgisi çekecekti.
Dizide şeriat propagandası yapıldığını veya Erdoğan'a yağ çekildiğini düşünmedim, zaten dizinin (kitabın) tamamından böyle bir izlenim çıkarmak kolay değil. Ben bu diziyi okumanın beni Erdoğan'ın zihin sistemine biraz daha yaklaştırdığını, onu anlamamı biraz daha kolaylaştırdığını düşündüm, hâlâ öyle düşünüyorum.