Seçim kâr kapısı mıdır?

Baraj kaygısı çeken iki benzer partinin birleşememesinin ardında, 'şahsi kâr kavgası' yattığı iddiası, doğruysa çok vahim.

Birinin rivayete göre yüzde 6-7, diğerinin yine rivayete göre yüzde 1-3 arasında oyu olan, üstelik de birbirine benzer bir seçmen kitlesine hitap eden iki siyasi partinin hâlâ ayrı ayrı varlıklarını sürdürmelerinin akılla, izanla, sağduyuyla izah edilebilir bir tarafı olabilir mi?
Hayır hayır, bu soru bugünün sorusu da değil. Bu soru son 12 yılın ama özellikle de son 4-5 yılın sorusu. Hele hele yüzde 10 barajı gibi bir engel orta yerde dururken iki ayrı siyasi varlık olmanın anlamı nedir?
Esasen hiçbir anlamı yok. Akılla, izanla da izah edilemez bu durum.
Tam, seçim zorlaması sayesinde akıllar başa geldi, iki parti birleşiyor derken birden faullü hareketler başladı.
Önce, iki parti liderinin 'Birleşince o ismi alacağız' dedikleri ismin hâlâ alınmadığı ortaya çıktı, bir uyanık vatandaş ve arkadaşları ismi kaptı. Ardından partilerden biri kendi kendine kongre yaptı, adını değiştirdi. Oysa yasaya göre birleşmenin olabilmesi için iki partinin aynı anda kongre yapması ve partilerin birleşme kararı alması gerekiyordu.
Derken verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığı ortaya çıktı, partilerden biri kendini evlenme vaadiyle kandırılıp iğfal edilmiş genç kız gibi hissettiğinden birleşme işi suya düştü.
Başlangıçta bu konu benim hiç ama hiç ilgimi çekmiyordu, çünkü her iki partiye de ben ölmüş siyasi organizmalar olarak bakıyordum. Ama dün Murat Yetkin uyardı ve meseleye yakından bakmaya başladım.
Bir kere, partilerden birinde seri halinde istifalar ve adaylıktan çekilmeler yaşanıyordu. Sonra kulaktan kulağa fısıldanan bir dizi ağır iddia birden siyasi gündemi doldurmaya başlamıştı.
Acaba gerçekten aday listelerinde bazı sıralar parayla satılmış olabilir mi? Bu paralar partinin kasasına değil bazı şahısların cebine gitmiş olabilir mi?
Bir siyasi parti varlık-yokluk mücadelesi verirken bazı kişilerin buradan kişisel kazanç elde ettikleri iddiasının bu kadar kolay telaffuz edilmemesi lazım. Ama birinci sıradan aday olduğu halde adaylıktan çekilen bir kişinin bu iddiayı gündeme getirmesi durumu ciddiye almak zorunda bırakıyor bizi.
Geçmişte aynı partinin bazı kamuoyu araştırmalarını manipüle ettiği iddiasını bu köşede dile getirmiştim. Partiyi barajın üstünde göstermeye yönelik bu manipülasyonlara acaba kaç para harcanmıştı?
Şimdi şimdi düşünüyorum, acaba yüzde 10 baraja rağmen ve kamuoyu baskısına rağmen birleşilmiyor olmasının ardında yatan mantık bu olabilir mi?
Önce partinin barajı geçeceğine dair bir yalan umut yaratmak, sonra daha fazla adaylık sırasını daha fazla paraya satmak...
Geçmişte partilerimizin yerel seçimlerde il genel meclisi üyelik adaylıklarını para karşılığı sattıkları ortaya çıkmıştı. Tabii belli bir yatırımla (rüşvet) il genel meclisine seçilen kişi, bu yatırımını geri çıkarmak, hatta kâra geçmek için elinden geleni yapıyor, imar rantları böyle doğuyordu.
Yazık değil mi Türkiye'ye? Yazık değil mi, umut arayan, oy veren vatandaşlara?