Seçim sonrası kâbusu

Seçim süreci yüzünden göze batmıyor ama tarihin en ağır Anayasa bunalımı yaşanıyor!

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, masasında durmakta olan Anayasa değişikliği paketinden en azından Meclis'in her türlü toplantısı için toplantı yetersayısının 184 olmasını öngören Anayasa maddesini yürürlüğe sokmazsa, seçim sonrası parlamentomuzu daha önce görülmemiş türden sıkıntıların beklediğini dün yazmaya başladım.
İlk sıkıntı Meclis'in kendi başkanını seçmesinde yaşanabilir. Partiler uzlaşmaya yanaşmazlarsa, veya şöyle diyelim, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yeniden çoğunluğu kazanması ve Bülent Arınç'ın da bu partiden tek Meclis Başkan adayı olarak çıkması durumunda, bu kriz başımıza gelecektir.
Nasıl Bülent Arınç'ın yeniden Meclis Başkanı olmayı istemesi ve AKP'nin de Arınç'ı seçecek olması son derece normal ve demokrasinin gereği ise, Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanı seçimini iptal eden kararından itibaren muhalefet partilerinin Meclis Başkanlığı seçimini bloke etmek için hareket başlatması da o kadar 'normal' artık.
Meclis'in başkanını seçememesi demek Meclis Başkanlık Divanı'nın oluşamaması demektir. Meclis'in başkanını seçmeden ama geçici başkan tarafından yönetilerek Başkanlık Divanı'nı ve ardından da komisyonlarını oluşturması mümkün mü, bunu bilmiyorum. Ama bu durumda, Meclis'in işlemlerinin sakat olması ihtimali mevcut.
Başkanlık Divanı oluşamayınca, bir hükümet kurulması, o hükümetin programını okuması, programın müzakere edilmesi ve sonunda da güvenoylaması yapılması nasıl mümkün olur, bunu bilmiyorum. Bilen olduğunu da sanmıyorum, çünkü bugüne kadar Meclis'in başkanını seçemediği bir durum yaşanmadı Türkiye'de.
Ama diyelim ki hükümet için güvenoylaması yapıldı ve hükümet güvenoyunu aldı. Peki sonra ne olacak?
Unutmayın, bugünkü Meclis, cumhurbaşkanını seçemediği için Anayasa uyarınca 'derhal' seçime gitmiş bir Meclis. Çankaya Köşkü'nde görev süresi 16 Mayıs'ta dolmuş bir Cumhurbaşkanı oturuyor. Yani, mantık, yeni Meclis'in hükümet güvenoyu alır almaz ilk iş olarak cumhurbaşkanı seçmesini gerektiriyor.
Hükümet güvenoyu aldığında eğer Meclis'in seçilmiş bir başkanı varsa o, yoksa geçici başkan sıfatıyla büyük ihtimalle Meclis'i bir süre yönetecek olan Cumhuriyet Halk Partili Şükrü Elekdağ, cumhurbaşkanı seçim sürecini başlatabilir. Yani 30 günlük süreyi işletmeye başlayıp aday başvurularını Meclis Başkanlığı'nda kabul edeceklerini ilan edebilir.
Geçici de olsa kalıcı da olsa, Meclis Başkanı'nın buna yetkisi var.
İşte o zaman Meclis bir ikilemle karşı karşıya kalacak: Cumhurbaşkanı'nı seçmeli mi, seçmemeli mi?
***
Biliyorsunuz CHP dün cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Gerçi ortada yasalaşmış bir değişiklik yok ama CHP yine de başvurusunu yaptı.
Eğer Anayasa Mahkemesi, CHP'nin başvurusu doğrultusunda davranır ve değişikliklerin Meclis'te kabulünde usul hatası yapıldığına hükmederek değişikliği iptal ederse zaten yeni Meclis'in cumhurbaşkanı seçmesi gerekecek. Ama yok Anayasa Mahkemesi yapılan işlemde bir usul hatası bulmazsa veya sadece değişikliğin birinci maddesindeki milletvekili seçimlerinin dört yılda bir yapılmasını öngören düzenlemenin paketten düşmesine karar verirse, o zaman işler karışıyor.
O zaman, bir yandan Türkiye büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı Sezer tarafından referanduma sunulan ve cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören değişiklik paketini oylamaya hazırlanacak, bir yandan da Meclis'in geçici (veya kalıcı) Başkanı süreci başlattığı için Meclis'te Cumhurbaşkanı seçmeye çalışacak. Sonunda seçim tehdidi de olduğu için Meclis'in bir cumhurbaşkanı seçmesi büyük olasılık. Eh, hem göreve yedi yıllığına Meclis tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanımız hem de halkın Cumhurbaşkanı seçmesini öngören bir Anayasamız mı olacak?
Şaka değil. Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır Anayasa bunalımını yaşıyor aslında.