Seçim sonuçlarını doğru okumak

Seçmen kararını verdi. Artık sokakta tek başımıza yürürken şunu bileceğiz: Eğer biz Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy vermediysek, karşıdan gelen o bir kişi...

Seçmen kararını verdi. Artık sokakta tek başımıza yürürken şunu bileceğiz: Eğer biz Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy vermediysek, karşıdan gelen o bir kişi vermiş demektir. Evet, Türkiye'de neredeyse her iki kişiden biri AKP'yi seçti.
Bu başarı olmanın da ötesinde, çok partili dönemimizde elde edilmiş nadir zaferlerden biridir. Bu gerçeği kabullenmeden seçim sonuçlarını doğru okuyamayız.
AKP'nin başarısını etkileyen çok faktör var. Bunlar arasında, bu partinin ekonomide ve dış politikada zaman zaman başarılı olan ama hiçbir zaman başarısızlık diye nitelenemeyecek politika uygulamaları kuşkusuz önde yer alıyor. Bunlara sağlık alanında yapılan önemli değişiklikleri ve sağlık hizmetlerine ulaşımın kolaylaşmasını mutlaka eklemek gerekir.
Ama tabii, 27 Nisan akşamı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından verilen muhtıraya mutlaka özel bir yer açmak gerek. Bu muhtıra olmasaydı, yani siyasete dışarıdan müdahale edilmeseydi, cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül seçilmiş bile olsa AKP'nin oyu yüzde 47'lere dayanmayacaktı. Bu bir spekülasyon değil. Seçim araştırması okumayı bilen herkesin gördüğü basit bir gerçek.
AKP'nin aldığı sonuçlar nasıl büyük bir başarıysa Cumhuriyet Halk Partisi'nin elde ettiği sonuç da o kadar büyük bir fiyaskodur. Hoş CHP lideri ve yakın çevresi buna da türlü çeşitli bahaneler bulacak, alınan bu başarısızlığı bize başarı diye yutturmaya çalışacaktır, bundan adım gibi eminim.
Kaç yıldır bu köşede durup durup aynı şeyi yazıyorum: Türkiye'nin en önemli demokratik sorunlarından biri muhalefetin yokluğu sorunu. CHP gerçek bir muhalefet değil, çünkü yürüttüğü korku siyasetinin halk arasında gerçek bir karşılığı yok. Ne zaman CHP korku siyasetinden ve korkutma muhalefetinden vazgeçip umut siyasetine, özgürlükçülüğe, Türkiye'nin kendi onuruyla dünyaya açılmasına hizmet etmeye başlayacak, bu halkın değerlerine saygı gösterecek, yani bir anlamda daha iyi bir Türkiye vaat edecek, işte o zaman başarıyı yakalayacak, daha önce değil.
Seçimin diğer başarılı partisi hiç kuşkusuz Milliyetçi Hareket Partisi. Oylarını geçen seçime göre iki kat artıran bu partinin yükselişini normal karşılamak gerekir. Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakeresi yürüten her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de bir milliyetçi, içe kapanmacı yükseliş yaşandı, o yükselişten aslan payını da CHP değil elbette MHP aldı.
Peki bundan sonra ne olacak?
Bugünden itibaren Türkiye'de gerginliğin yerini sağduyunun ve demokratik saygının alması gerekir. Türkiye, cumhurbaşkanını sorunsuz biçimde seçebilmeli.
Burada görev, yeniden iktidara gelen AKP'ye düşüyor. Yani Türkiye'de gerilimi azaltma ve kendisinden korku derecesinde endişe duyanları sakinleştirme, onlara Türkiye'de laiklikten sapma olmayacağı güvencesi verme görevi geçmişte de bu partinindi, bugün de öyle.
'İki kişiden biri bana oy verdi' şımarıklığından kaçınılması gerekir.
Hukuk devletini ve aleyhinize karar verse de hukuku savunmak iktidarların görevidir, bunu hiç unutmamalılar.
Ve son sözüm Türk basınına: Kendimize Türkiye'yi ne kadar tanıdığımız ve Türkiye'yi ne kadar bire bir yansıttığımız sorusunu cesurca sorabilmeliyiz. Kendi mahallemizden görülen Türkiye ile gerçek Türkiye arasında ciddi bir mesafe olduğu gerçeğini bu seçim bize öğretmiyorsa, başka hiçbir şey öğretemez.