'Secret'ın sırrı

Dünyanın her yerinde satış listelerini kasıp kavuran bir kitap var, adı</br>'Secret' yani 'Sır.'</br>Okuduğunuzda hayatın, dünyanın, başarının, para kazanmanın...

Dünyanın her yerinde satış listelerini kasıp kavuran bir kitap var, adı
'Secret' yani 'Sır.'
Okuduğunuzda hayatın, dünyanın, başarının, para kazanmanın, mutlu olmanın, huzurlu olmanın vs. neredeyse her şeyin 'sır'rına ereceğinizi sanıyorsunuz.
Açıkçası su gibi de okunuyor. Okuduktan sonra da, 'Aaa' oluyorsunuz, 'Meğerse bütün sır bendeymiş, zaten biliyormuşum işin sırrını
ama uygulamıyormuşum.'
***
Hani 'modern mimari'nin önemli isimlerinin, mesela Lloyd-Wright'ın, mesela Gaudi'nin eserleri nasıl 'müze bina' muamelesi görüyor ve bu anlamda 'modern'le derin bir çelişki yaşanıyorsa, 'new age' veya benim kötü çevirimle 'yeni çağ'ın adındaki 'yeni' kelimesi de epey bir eskidi aslında.
'New age' tek bir katı öğreti veya din olmaktan çok, amorf, eklektik, hatta neredeyse Lego gibi modüler bir şey. Bazı bölümlerini benimseyip bazı bölümlerini hiç bilmemek veya benimsememek mümkün.
Ama 'new age' eğer bir din olsaydı (ki bence en çok din olmaya yakın bir akım bu) sevgiye dayalı bir mistik din olurdu. Çünkü ne bileyim, her türlü falcılık, her türlü metafizik şeye inanç ile herkesin katıksız birbirini ve dağlar taşlar, hayvanlar kuşlar, hava ve su dahil her şeyi ama her şeyi sevmesine dayalı bir 'din.' Belki bir çeşit modern Şamanizm.
Eğer sıkı bir 'new age'ci iseniz, işi 'Gaia' teorisine kadar götürmeniz gerekiyor. O da ne, demeyin, anlatayım: Teori, biz insanlar dahil
dünya üzerinde bulunan canlı-cansız bütün her şeyin bir 'bilinci' olduğunu, bütün bu 'bilinç'lerin de bir üst, bir ortak 'bilinç'in parçası olduğunu söylüyor. Hatta işi gezegen seviyesinden çıkartıp evrensel seviyeye kadar getiriyor ama mesafe yüzünden bazen bilincin haberleşmesi 'zayıf' olabiliyor, o yüzden isterseniz gezegenle yetinelim.
Yani teoriye göre, dünya, çevresindeki atmosferi dahil, aslında tek bir 'benlik.' Hepimiz o tek benliğin küçük küçük parçalarıyız ve hiçbir şey diğerinden daha önemli veya önemsiz değil. Diyelim yol kenarındaki taş parçası nasıl o tek benliğin (yaşayan gezegen Gaia'nın) ayrılmaz parçasıysa, biz insanoğlu da o benliğin bir parçasısıyız.
Bu minik minik alt benlikler, şimdilik bazı seçilmiş veya farkında olan kişiler dışında kimse tarafından tam olarak bilinemiyor, çünkü biz beynimizi o ait olduğumuz üst benlikle haberleşmeye kapamış durumdayız ama bir açabilsek, bir hepimiz birden o sınırları kırabilsek, birdenbire gezegenle bütünleşeceğiz, dünyadaki her şeyle bütünleşeceğiz.
'Secret' işin bu kısımlarına çok girmiyor ama bütün kitap aslında bir yerde bunu söylüyor.
Ben bunu söylemekte öyle paranoyakça büyük sakıncalar gören birisi değilim, kaldı ki insanlar arasında sevgi ve saygının artmasına çalışmanın nesi kötü olabilir zaten?
***
Bir zamanlar birkaç matematikçi arkadaşımla sarhoş muhabbetleri yaparken geliştirdiğimiz bir teori olmuştu: Malum, ünlü fizikçi Richard Feynmann'ın parçacık teorisine yaptığı katkılardan biri, birden fazla evren olanağını da içeriyor. Yani, şu an baktığımızda, olası bütün gelecekler için sonsuz sayıda paralel evren yan yana yaşıyor ve her olasılık kendi evreninde gerçekleşiyor olabilir. Eğer böyle paralel evrenler, yani muhtemel gelecekler yan yanaysa, bu evrenler arası geçiş de mümkün olabilir.
Her neyse, biz daha çok geleceği belirlemek veya manipüle etmekle meşguldük ve bizim teorimize göre, insan olmasını istediği şeyi
ne kadar az düşünür ve/veya dile getirirse onun olma olasılığı daha artıyordu.
Oysa 'Secret' bun tam tersini söylüyor, olmasını istediğiniz şeyi mümkün olduğunca çok kez ve bütün samimiyetinizle dilemeniz gerektiğini, eğer bunu yaparsanız istediğiniz şeyin olacağını söylüyor.
Acaba kim haklı, biz mi, Secret yazarı mı? Bekleyelim, görelim!