Siyasetin işini siyaset yapsın

Laik nesiller, laiklik ve sahip oldukları hayat tarzını çantada keklik görme hatasına düştü.

Laiklikle ilgili tartışmalar, hayat tarzı endişeleri Türkiye için birer ölüm-kalım meselesi midir, yoksa siyasi mücadele konusu mudur?
Bu soruyu cennet vatanımızda hemen hemen her şey için sorabiliriz aslında. Bizim siyasi kültürümüzden, eğitim sistemimizin bize aşıladığı bakış açısından ve kim bilir başka hangi nedenlerle önümüze gelen konuları 'milli' birer sorun haline getirme ve sonra da bu 'milli' sorunlara 'milli' çözümler arama alışkanlığındayız.
Tabii 'milli' olan her sorun, o millet için ölüm-kalım sorunu, bir beka sorunu haline geliyor. Öyle olmazsa 'milli' olamıyor zaten falan.
Laiklik tartışmalarımız için, toplumun bir kesimi için en azından, bu milletin hayat-memat sorunu, beka sorunu. Toplumun hiç de azımsanamayacak bir kesimi, laikliğin tehdit altında olduğunu, bu tehdidin aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'ne de yönelik olduğunu düşünüyor.
Gerçi dünkü yazının sonunda oraya gelmiştik, bazı araştırmalarda yüzde 46 gözüken o geniş kesim, sıra oy vermeye geldiğinde sadece endişesiyle hareket etmiyor, o yüzden de sadece laiklik vaat eden partiye oy vermiyor. Yani bir anlamda sorunu o kadar da 'beka sorunu' olarak görmediğini belli etmiş oluyor.
Esasında bu çok ama çok sağlıklı bir durum.
Yani, insanların laiklik konusunda, hayat tarzlarını korumak konusunda endişeleri var ama onlar sadece bu endişelerden ibaret değiller.
O zaman siyasete yer açılıyor. 'Milli' konu gidiyor, yerine hayatın kendi akışkanlığı içinde farklı kişiler için farklı derecelerde önem arz eden konu geliyor.
Mesele bana göre çok basit bir anlatımla şudur: Herhangi bir sebeple sevmediğiniz bir kişi veya parti iktidara geldiyse, bundan şikâyet etmek yerine oturup daha çok çalışmanız ve sevdiğiniz kişi ya da partiyi iktidara taşımanız gerekir.
Tabii bu arada sevmediğiniz kişi ya da partiyi, herkese şikâyet edin ama sadece şikâyetlerinize de güvenmeyin, oturun çalışın, hem de çok çalışın.
Hayat tarzıyla ilgili konular da, laikliğe ilişkin temel endişeler de, her şey ama her şey siyasetin alanıdır.
Türkiye'nin laik nesilleri, laiklik ve sahip oldukları hayat tarzını çantada keklik görme hatasına düştüler. Oysa nasıl başkaları daha muhafazakâr bir hayat tarzı için de siyaset yapıyorsa, daha az muhafazakâr hayat tarzı için de siyaset yapılmalı.
Diyelim ders kitaplarımızda yaradılış teorisinin olup olmaması sadece pedagojik bir tartışma değildir, aynı zamanda siyasi bir tartışmadır ve siyasetçilerin cesaretle bu tartışmanın içine girip tavırlarını açıklamaları gerekir.
Açıkçası 'Laiklik elden gidiyor' lafını bol bol duyuyoruz da, yarın sabah o laikler iktidara geldiklerinde laikliğin bir daha elden gitmemesi için ne yapacağını, bize neyi vaat ettiğini bilmiyoruz.
Siyaset budur.