Son durum

Brüksel'de bu akşam başlayacak ve yarın öğlen saatlerine kadar devam edecek olan Avrupa Birliği Konseyi toplantısı, yani AB üyesi ülkelerin devlet ve...

Brüksel'de bu akşam başlayacak ve yarın öğlen saatlerine kadar devam edecek olan Avrupa Birliği Konseyi toplantısı, yani AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı zirve toplantısı, Cumhuriyet tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri için belirleyici olacak.
Malum, bu zirveden Türkiye'nin beklentisi, AB'ye tam üyelik için müzakerelerin başlatılması ve bu yapılırken de Kopenhag Kriterleri arasında sayılmayan yeni yeni koşulların ortaya çıkmaması.
Özellikle son on gün Türkiye'deki gazete okuyucuları açısından hayli kafa karıştırıcı geçti. Gazeteler ve televizyonlarla köşe yazarları ve yorumcular bu son dönemde sürekli 'ehem ile mühim'i birbirine karıştırdı, birincil konularla ikincil konular konusunda bilinçli ya da bilinçsiz bir kafa karışıklığı yaratıldı. Avrupa'nın herhangi bir ülkesindeki herhangi bir siyasinin sözleri olmaması gerektiği kadar önemsendi bu dönemde, ama bazı temel ve basit gerçekler nedense kulak arkası edildi.
İsterseniz bugün, Türkiye'nin AB hedefi konusunda varılan son noktaya bir göz atalım ve bu arada son zamanlarda tartışılan konuları da gerçek bilgiler ışığında birer birer görelim.
1. Müzakere: AB liderleri bu akşam bir yemekte bir araya gelecekler. AB zirveleri genellikle böyle başlıyor zaten. Yemekteki yegâne tartışma konusu ise Türkiye olacak (belki biraz da Hırvatistan'ı konuşurlar). Türkiye konusunun tek konu olmasının nedeni şu: Liderler, geçmişteki uygulamaların tersine, zirve bildirisinin Türkiye ile ilgili bölümünün en kritik üç konusunu ne bürokratlara ne de dışişleri bakanlarına bıraktılar. Bu üç konu bizzat liderler tarafından yazılacak.
Peki ne bu üç konu? Öncelikle Türkiye ile müzakere açılıp açılmayacağı. İkinci konu, Türkiye ile yapılacak tarama sürecinin başlatılma zamanlaması ve müzakerelerin zamanlaması. Ve son olarak da meşhur ucu açıklık meselesi.
Şu ana kadar sızan bilgiler, Türkiye ile müzakerelerin başlayacağı, müzakerelerin temmuz ya da ekim ayında açılacağı yönünde. Yine son bilgilere göre Türkiye ile müzakerenin hedefi tam üyelik, ama 'Müzakerenin doğası gereği açık uçlu.' Yani başarısızlık ihtimali var. Müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde ne olacağı bildiride yazılmayacak. Tarama sürecinin ise ocak-şubat aylarında başlaması bekleniyor.
2. Kıbrıs: Yukarıda yazdığım paragraf hemen hemen kesin olmasına rağmen, bu paragraftaki kararın üstünde bir Kıbrıs bulutu dolaşıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, aslında bu kararın altına imza atmak için Türkiye'nin kendisini diplomatik olarak tanımasını da istiyor, ama bunu alamayacaklarını bildikleri için şimdilik tartışma Gümrük Birliği'ne Kıbrıs'ı da dahil eden meşhur protokole odaklanmış gibi gözüküyor. AB'nin Türkiye'den istediği, bu protokolü imzalayacağını vaat etmesi. Türkiye bir ihtimal son dakikada protokolü imzalamayı değil, ama müzakere etmeyi kabul edebilir.
Yaygın kanaatin tersine, protokolün imzalanması bile Kıbrıs'ı dolaylı tanıma ya da fiili tanıma anlamına gelmeyecek. Çünkü Türkiye geçmişte de Kıbrıs Cumhuriyeti ile aynı kâğıtların üzerine imza attı.
3. Kısıtlamalar: Emeğin serbest dolaşımının tam üyelik gerçekleştikten sonra kalıcı olarak kısıtlanması bu aşamada söz konusu değil. Başlangıçta zirve bildirisinde bu ihtimalin de zikredilmesi düşünülüyordu, hâlâ bunu düşünenler (Hollanda) var ama sanıyorum bu ihtimal de azaldı artık.
Tarım, hayvancılık gibi konularda da çeşitli derogasyonlar söz konusu ama onlardan da bugün birer ihtimal olarak söz edilebilir, çünkü esasen bu gibi konular müzakerenin taa en sonunda gündeme gelecek ve karara bağlanacak konular.
4. Fransa'nın tutumu: Türkiye'de iç kamuoyunun en çok yanıltıldığı konu bu oldu. Aslında Cumhurbaşkanı Chirac, ekim ayının ilk yarısında Alman Şansölyesi Schröder ile yaptığı görüşme sonrası basın toplantısında Türkiye ile hedefi tam üyelik olan müzakerelerin başlatılmasını beklediğini söylemişti. Aynı Chirac, Paris'e döndükten sonra kendi hükümetine bilgi verirken geleceğe dönük üç senaryodan söz etti. Buna göre ya Türkiye ile müzakereler başarılı olacak ve o zaman Fransa Türkiye'nin tam üyeliğini referanduma götürecekti; ya müzakerelerin bir yerinde Türkiye, 'Kusura bakmayın biz bu işe gelemiyoruz' diyerek vazgeçecekti; ya da son ihtimal olarak, müzakerelerin iyi gitmemesi üzerine Türkiye ile AB bir araya gelip tam üyelik dışında bir ilişki biçimi üzerinde anlaşacaktı.
Türk basını, Chirac'ın taa ekim ayında dile getirdiği ve hepsi de bundan belki 10-15 yıl sonrasını ilgilendiren senaryolarını neden sonra, ancak iki gün önce keşfetti ve bu durumu da, 'Fransa eski tutumundan vazgeçti, Türkiye'ye yeşil ışık yaktı' diye takdim etti. Oysa yeşil ışık hep oradaydı. Chirac'ın başarısı, kendi hükümetini de bu noktaya getirmesi oldu, ama bu ince ayrımı da Türk basını fark edemedi.
5. Ermeni konusu: Fransa Dışişleri Bakanı AB bağlamında Ermeni soykırımı iddialarından söz etti. Bu bir koşul mu? Hayır değil. Ama şu anlaşılıyor, önümüzdeki dönemde Ermeni meselesi dahil pek çok konu gündeme gelecek.
6. GAP'a ne olacak?: Aslında böyle bir tartışma yok ama önceki gün Türkiye'nin ana muhalefet partisinin genel başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'ndaki AB oturumunda, 'GAP bölgesindeki barajların ortak idaresi' diye bir şeyden söz etti. CHP Genel Başkanı'nın bu iddiasının kaynağı meçhul. Ana muhalefet liderine dedikoduları ya da komplo teorilerini gündeme getirmek ne kadar yakışıyor, takdiri sizin. Ama buradan yola çıkarak Türkiye'deki AB konulu bilgisizliği ve bilgi kirliliğini tahmin etmek mümkün.