Sorun nispi temsilde mi?

Bugün Türkiye'de milletvekil-lerinin tek seçmeni var: Partisinin lideri. Tüm bunların nedeni de nispi temsil sistemidir...

Geçenlerde, Radikal'in Türkiye'nin önde gelen düşünce üretme kuruluşlarından biri olan EDAM ile üç yıldır ortaklaşa düzenlediği bir uluslararası toplantıda Paris'te yaşayan bir Amerikalı olan bir gazetecinin sözleri, beni sahiden çok aydınlattı.
Bu gazeteci, kıta Avrupa'sında yaşayan bir Amerikalı olarak, belki hiçbirimizin yapamayacağı bir gözlemi yapmıştı. Ona göre, Avrupa siyasi sisteminin yaşadığı sorunların ve seçmenle arasındaki kopukluğun başlıca sebebi nispi temsil sistemiydi.
Onun tek cümleyle geçip gittiği konu benim aklımda kaldı, daha doğrusu o andan itibaren başka şey düşünemez oldum neredeyse.
Bizler, en azından 1960 öncesini yaşamamış olanlar, nispi temsil sisteminin içine doğduk. Başka türlüsünü bilmiyoruz, düşünemiyoruz bile.
Kabaca nispi temsil, siyasi partilerin kazandıkları oy miktarı ile orantılı sayıda milletvekili çıkarması anlamına geliyor.
1960 yılına kadar Türkiye'de çoğunluk sistemiyle seçim yapıyorduk. Yani her seçim çevresinde oyların yarıdan bir fazlasını alan parti milletvekilliklerinin tamamını alıp gidiyordu. Bu sistemin sakıncası, çok sayıda oyun hiçbir biçimde parlamentoya yansıyamaması ve her durumda bir eksik temsil yaratmasıydı.
27 Mayıs darbesi sonrası bu sakıncayı gidermek için nispi temsil sistemine geçildi. Tabii konu seçmen iradesinin mümkün olduğunca parlamentoya yansıması olunca kusursuz seçim sistemi diye bir şey yok, nispi temsilin de kusurları vardı. Bu kusurları da düşünen dönemin yasa yapıcıları, nispi temsilin en adil uygulaması olan d'Hont sistemini getirdikleri gibi buna bir de milletvekili seçmeye yetmemiş 'artık' oyların toplanıp yeniden partiler arasında dağıtılmasını öngören 'ulusal artık' sistemini de eklediler. Sistem o kadar adildi ki İşçi Partisi bu sayede kalabalık bir grupla Meclis'te temsil edilebildi mesela.
Tabii bizim siyasi partilerimiz, 'komünist' İşçi Partisi'ni elemek bahanesiyle önce ulusal artık sistemini kaldırdılar. Siyasete 1972'de yapılan ordu müdahalesi sonrası Adalet Partisi yanlış oynayınca Türkiye 70'li yılları koalisyonlarla ve yönetilemez halde geçirdi.
Arkadan gelen 12 Eylül darbesi, ulusal artıka dönmedi elbette, mevcut d'Hont sistemine ulusal ve bölgesel barajlar ekledi. 1995'te Tansu Çiller kendi lehine olacağı sanısıyla bölge barajlarıyla oynamaya kalkınca Anayasa Mahkemesi bölge barajını iptal etti ama yüzde 10'luk ülke barajı yerinde kaldı.
Bugün yaşadığımız güncel sorunların nedeni yüzde 10'luk ulusal barajın yarattığı eksik temsil gibi gözüküyor ama biraz daha derine inince yüzde 10 baraj hiç olmasa dahi temsil sorununun çözülemeyeceği görülür.
* * *
Özünde nispi temsil, seçmenin adaylara değil partilere oy vermesi demektir. Elbette aday da önemlidir, seçmene adayını seçme veya adaylar arasında tercih yapma hakkı verilse daha iyi olacaktır ama sistemin özü değişmez: Seçmen esas olarak partiye oy verir.
Oylar partiye verildiği için parti liderliği önem kazanır. Bugün bizde fiilen seçmenler partilere de değil liderlere oy vermektedirler. Liderler de bu sebeple çok kuvvetlidir, kimse onları yerinden oynatamaz vs. Bir başka sakınca, vatandaşların milletvekillerini tanımaması, ona doğrudan hesap soramamasıdır. Nispi temsil, sonuçta vekili milletinden uzaklaştırır.
Elbette kuvvetli lideri sınırlamak için parti içi demokrasi teşvik edilmelidir. Milletin vekiline yakın olması için halka yaptırılacak önseçimin mecbur edilmesi gibi önlemler gereklidir. Ama bütün bunlar temennidir. Çünkü hiçbir lider, kendi gücünün sınırlanması anlamına gelebilecek, milletvekilleri üzerindeki kontrolünün azalmasına yol açacak yöntemlere evet demez.
Bugün Türkiye'de milletvekillerinin tek bir seçmeni vardır: Partisinin lideri.
Ve aslında bütün bunların nedeni de nispi temsil sistemidir.
Nispi temsil ya sakıncaları azaltılacak şekilde reforme edilmeli ya da bundan tamamen vazgeçip daha iyi temsil sağlayan ama aynı zamanda yönetimde istikrarı da garantileyen bir başka sisteme geçmek gerek.
Demokrasimizin krize girdiği bugünlerde işin doğrusunu aramak gerek.