Stadyumda ölmek...

Cinayet işlenen ortam, maalesef bilerek isteyerek oluşturulmuş bir ortam. Nedense haftalardır stadın elektronik turnikeleri arızalı.

Cihat Aktaş, 16 yaşında bir çocuktu. ÇOCUK. Kendisini hiç tanımayan biri tarafından bıçaklandı, kan kaybından öldü. Ne işi vardı tek başına İnönü Stadı'nın kapalı tribününde? Kapalıya giriş biletinin parasını nereden bulmuştu?
Cihat'ın katil zanlısı, yansıyan bilgilere göre sabıkalı, uyuşturucu madde bağımlısı bir gençti.
Acaba o, kapalıya girecek parayı nereden bulmuştu?
Aslına bakacak olursanız, futbol maçı seyredilen bir stadyumla bir sinema salonu, bir tiyatro salonu arasında hiçbir fark yok.
Hepsinde, bilet parası ödeyerek o bilete tahsis edilmiş olan koltuğa oturuyor ve iki saatinizi hoşça geçirmeye çalışıyorsunuz.
Ama maalesef bazı temel farklar var fiilen stadyumda olanlarla mesela sinemalarda olan arasında: Stadyuma siz biletinizin parasını ödeyerek giriyor olabilirsiniz, ama birlikte maç 'seyrettiğiniz' insanların büyük çoğunluğu bilet falan almıyor. Siz koltuğunuzda oturup sadece maçın heyecanlı anlarında ayağa kalkmak istiyorsunuz, ama o biletsiz çapulcular kalabalığı sizin koltuğunuzu çoktan işgal etmiş durumda. Sıkıysa onlardan koltuğunuzun üzerinde ayakta tepinmeyi bırakmalarını ve kendi yerlerine gitmelerini isteyin, bakın başınıza neler geliyor. Çünkü o tribün sizin gibi maç seyretmek isteyen, takımıyla sevinip takımıyla üzülen
kişilere değil maalesef sağdan soldan toplanmış, kandırılmış bir takım çapulculara aittir. Onlar, o tribünün sahipleri olduklarını öne sürerler.
Fiilen sahip onlardır da.
Cihat Aktaş öldürüldü. Onu öldürdüğü öne sürülen bir zanlı var, gözaltında. Ama acaba sahiden tek zanlı o mu? Kimse kusura
bakmasın ama üyesi olmaktan onur duyduğum Beşiktaş Jimnastik Kulübü de bence o cinayette şu veya bu kadar pay sahibi. Çünkü cinayet
işlenen ortam, maalesef bilerek isteyerek oluşturulmuş bir ortam.
Bir sinemada sizin koltuğunuza oturanları oradan kaldırmak için polise değil de sinemanın görevlilerine nasıl başvuruyorsanız stadyumda da fazla bilet kesilmesi ya da biletsiz içeri girilmesi sorununu polis çözemez, zaten çözmemeli de.
Nitekim, Beşiktaş kulübü ve BJK A.Ş., o stadı işleten ve stat gelirlerine muhtaç kurumlar olarak, sahte bilete ve biletsizlerin stada girmesine karşı birtakım 'tedbirler' almış durumda. Zaten, diyelim kapalı tribünde koltukların çoğu önceden ve sezonluk biletlerle satılmış durumda. Tek tek her maçta bu tribünün küçük bir kısmı için piyasaya bilet çıkarılıyor.
Buna rağmen her maçta o tribünde kapasitesinin çok ama çok üzerinde insan oluyor, ayrıca gerçek bilete sahip pek çok kişi de sürekli stat dışında kalıyor, içeri bile giremiyor.
Çünkü neden? Çünkü nedense haftalardır İnönü Stadı'nın elektronik turnikeleri arızalı.
Yani biletler üzerindeki barkodlar elektronik olarak okunmuyor, gözle kontrol ediliyor ve kapıdaki görevli kapıyı eliyle açıyor. Öyle
olunca görevli istediği kişileri biletsiz olarak da içeriye sokuyor.
Peki acaba bu faaliyet tek tek kapı görevlilerinin bireysel bir yolsuzluğu mu? Evet, bu bir yolsuzluk, çünkü içeri biletsiz seyirci alanlar sadece Beşiktaş'ın değil borsadaki Beşiktaş yatırımcısının da parasını çalıyor. Ve bu yolsuzluk öyle bireysel bir şey değil, hayli organize bir yolsuzluk.
Acaba Beşiktaş İnönü Stadı'nın güvenliğini sağlayan şirketin Beşiktaş'ın bir büyük taraftar grubuyla ilişkisi nedir? O şirketin Beşiktaş yönetimiyle ilişkisi nedir? O şirketin tribüne biletsiz seyircileri doldurmasını teşvik edenler kimlerdir, neden bunu yapmaktadır?
İşte bu sorularla anlatmaya çalıştığım mekanizmanın her noktasında Beşiktaş yönetiminin merkezi bir rol oynadığını söyleyeyim. Yanlış anlaşılmasın, sadece bugünkü yönetim değil, geçmiş yönetimler de buna dahil.
Nasıl kılıçla yaşayan kılıçla ölüyorsa, tribün sayesinde yönetime gelenler yine o yolla yönetimden gideceklerini çok iyi öğrendiler. O yüzden bugün tribünlere her türlü taviz veriliyor. İşte cinayetin işlendiği ortamı yaratan en önemli faktör de bu.
O tribünde koltuk sayısı kadar insan olsa, herkes yerinde oturarak gerçekten maç seyretse, kimse kimseyi en azından 'Bana omuz attı'
diyerek bıçaklamaz, öldürmezdi.
Sorunun özü, cinayetin özü bu. Umarım bu cinayet bir iyiliğe sebep olur, tribünler 'tribün lideri' denen mafyalardan ve onların etrafındaki çapulculardan kurtarılır, böylece normal, amacı sadece maç seyretmek ve takımını desteklemek olan insanlar da tribünlere gidebilir olurlar.
Yoksa, 16 yaşında çocukların öldürüldüğü bir tribüne hangi aklı başında ana-baba oğlunu ya da kızını maç seyretmeye gönderir ki?