Suçlular ve güçlüler

Normal ülkeler Hrant Dink gibiler sayesinde normalleşir. Faili de azmettiricisi de belli olan Dink davasında dün suçlular güçlülüklerinin tescilini istedi.

Normal ülkelerde, o ülkenin bir aydını değil öldürüldüğünde, onun cinayetinin soruşturması siyasi tartışma boyutlarını da aşıp el altından yürüyen bir siyasi kavgaya dönüşmez, o ülke o aydın gibi başkalarının öldürülmemesi için sağlıklı bir tartışma yapar.
Normal ülkelerde, bir siyasi cinayetin soruşturmasında polislerin, jandarmaların ihmali de aşan, teşvikçiliğe varan ithamlara uğraması büyük skandal sayılır, kamuoyu ve siyasi mekanizma o skandalın peşini bırakmaz, illa birileri mahkemeye çıkarılmasa bile bir daha böyle şeylerin yaşanmaması, kanun uygulama kuvvetlerinin bir daha böylesine bir töhmet altında kalmaması için gereken tedbirlerin hepsi alınır.
Ama bakın bizim ülkemize, Hrant Dink öldürüldü, bu cinayeti işleyen ve planlayanların tamamının polis ve jandarma tarafından bilinen, hatta Hrant Dink'i öldürebilecekleri düşünülen kimseler olduğu ortaya çıktı. Cinayetin baş planlayıcısı olmakla suçlanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dün yargılanmaya başlanan bir tanesinin uzun süre polisten maaş almış olması bile bizde skandaldan sayılmadı.
Bakın bizim ülkemizde, Hrant Dink'in öldürülmüş olmasını 'Oh oldu' diye karşılayanlar oldu, hâlâ daha utanmasalar öldürüldüğü için Hrant'ı suçlayacaklar.
Bakın bizim ülkemize, Hrant Dink'in duruşmasını izlemek isteyen aile üyeleri ve Hrant'ın arkadaşları mahkeme kapısında hakarete uğradılar, çevrede onca polis olmasa belki fiili saldırıya bile uğrayacaklar.
Sanki cinayeti onlar işlediler.
Sanki cinayet işlemek değil, cinayet kurbanı bir dosta, bir babaya, bir kocaya sahip olmak suç.
Bütün bu olan biteni hepimiz, bütün kamuoyu, sanki normal şeyler oluyormuş, sanki bu yaşananlar Hrant'ın öldürülmesi dahil olağan şeylermiş gibi izliyoruz.
Bir gün birisi çıkacak, Hrant için 'Eh, o da aranmasaydı' diyecek sanki. Sanki düşünüyor olmanın, konuşuyor olmanın, yazıyor olmanın doğal karşılığı ölmekmiş veya ölüm korkusuyla yaşamakmış gibi.
Cinayetin bir kurala dönüştüğü, hayatta kalmanın ise istisna olduğu bir ülkede yaşıyoruz sanki.
Bu şartlar öyle kanıksanmış ki, savcı bile iddianamesinde, yapılan eylemin neden terör kapsamına girmesi gerektiğini uzun uzun izah etme gereği duymuş. Hani şüphesi olan varsa, hâlâ kendini terörize edilmiş hissetmeyen varsa, okusun da ikna olsun diye sanki.
Normal ülkelerde Hrant Dink gibiler ecelleriyle ölürler, sokak ortasında kurşunlanarak değil.
Normal ülkeler, Hrant Dink gibiler sayesinde 'normal' olmuşlardır, eğer geçmişte o kadar da normal değildilerse.
Dün Beşiktaş'ta faili de azmettiricisi de belli cinayetin ilk duruşması yapıldı. Daha duruşmanın kapısında, suçlular aslında güçlü de olmak istediklerini, daha doğrusu güçlülüklerinin tescilini istediler.
Bir gün bizim ülkemiz de normal olacak mı acaba?