Tarih kitapları ve Avrupalılık

Avrupa tarihi, Osmanlı olmadan okunmaz. Türkiye'nin Avrupa'dan ayrı bir ada gibi yaşadığı tek dönem, 1920 sonrası...

Ben yine meseleye olumlu tarafından bakayım:
Bugünlerde artık doruk noktasına ulaşmış olan Türkiye içinde Avrupa tartışması ve Avrupa'daki Türkiye tartışması, başka hiçbir şeyi değilse karşılıklı bilgisizliği ve önyargıları sergilemesi bakımından iyi oldu.
Eğer gelecekte bu önyargıları ortadan kaldırmaya ya da en aza indirmeye uğraşacaksak, neyle uğraşacağımızı şimdiden öğrenmiş olduk, fena mı?
Bence gelecekte işe tarih kitaplarıyla başlamakta fayda var. Bir örnek vereceğim, 1529 yılındaki Kanuni'nin meşhur Viyana kuşatması.
Bu kuşatmayı biz tarih kitaplarımızda nasıl okuduk, bir Alman, bir Fransız, bir Belçikalı, bir Avusturyalı, bir İtalyan nasıl okudu acaba?
Başkalarını değil ama bizim nasıl okuduğumuzu biliyorum. Bizde lise düzeyinde Osmanlı tarihi bir kahramanlıklar ve ardından da devletteki merkezi çürümenin yol açtığı kaçınılmaz çöküşün tarihi olarak anlatılır.
Ve bu anlatımın içinde 1. Viyana kuşatması da, kahramanlık hikâyelerinin doruğu, Batı'da ulaşılan en uç nokta olarak resmedilir.
Oysa Kanuni'nin Viyana kuşatmasını belli bir bütünsellik içinde görmek ve kavramak gerekir. Bu bütünsellik içinde, Osmanlı'nın bir Avrupa siyasi aktörü olduğunu görebiliriz.
Esasında, Viyana kuşatmasında çok ama çok önceden beri Osmanlı, Avrupa siyasetinin ve tarihinin oluşturucusu bir büyük devlettir; öyle Moğollar gibi çok ama çok uzaklardan gelen, ortalığı talan edip yakıp yıktıktan sonra gidecek savaşçı-barbar bir kavim değildir. Osmanlı Avrupa'dadır ve orada kalıcıdır.
Dönelim Viyana kuşatmasına...
Kanuni'nin 1520-1530 arası yaptıkları, savaşları, seferleri ve diplomatik yazışmaları, doğrudan Avrupa'nın iç işleriyle ilgilidir.
Aynı dönemde Avrupa, belki başka hiçbir dönemde olmadığı kadar iç karışıklıklarla boğuşmaktadır. 'Kutsal Roma İmparatoru' unvanını kullanan 5. Karl ortalığı kasıp kavurmuştur. Macaristan tahtı da boştur, Fransa hariç bütün Orta ve Batı Avrupa da yakılıp yıkılmaktadır. Roma ve diğer İtalyan şehir devletleri talan edilmiştir. Roma'daki Papa zayıf düşmüştür. Bunu fırsat bilen İngiliz Kralı 8. Henry, meşhur boşanma meselesini ortaya atmaya hazırlanmaktadır.
Yani Avrupa büyük bir çorba kazanıdır ve 5. Karl'ın ani ölümü sonrası doğan boşluk bir kaosa gebedir. İşte böyle bir ortamda Kanuni Viyana'ya doğru yürüyüşe geçer. Kanuni, Avrupa içindeki güçlerden en azından manevi destek almaktadır. Osmanlı, 5. Karl'a tercih edilmektedir neredeyse.
1. Viyana kuşatması gerçekte bir kuşatma bile değildir. Çünkü 1529 yazı, Avrupa tarihinin en yağmurlu yazlarından biri olmuş, Osmanlı ordusu çamur ve yağış yüzünden normalden çok daha yavaş bir ilerleme sağlayabilmiş, çamura saplanan ağır toplarını ise Viyana'ya kadar getirememiştir bile. Ordu, Viyana önüne ekim ayında, yani savaş mevsiminin sonunda ancak ulaşabilir. Osmanlı'yı yavaşlatan yağış, Viyana'ya da savunma tahkimatını artırma olanağını sağlar kuşkusuz.
* * *
Yapmaya çalıştığım bu çok kaba özeti nedense biz kendi ders kitaplarımızda okuyamayız. Kanuni'nin sefere çıkmaya karar verdiği dönemde Avrupa'daki siyasi durumu bilmemize gerek olmadığını düşünmüş olmalı tarih kitabı yazarları. Avrupa'da kimi devletlerin, mesela Fransa Krallığı'nın kendi iç karışıklıklarından yeni kurtulduğunu ve Osmanlı'yı neredeyse Viyana'ya davet ettiğini söylemek herhalde bizim kahramanlık destanımızı bozar diye düşündüler.
Şimdi bile konuşurken, yazarken Avrupa tarihini yabancı, dışarıda bir yerin tarihi gibi değerlendiriyoruz. Oysa, Avrupa tarihini Osmanlı olmadan okumak çok ama çok zordur. Türkiye'nin tarih sahnesinde görülmediği, Avrupa'dan ayrı bir ada gibi yaşadığı tek dönem, 1920 sonrasıdır. Son 85 yılımızın ilk yarısını gerçekten ayrı bir ada gibi geçirdik,
ikinci yarısını ise Avrupa'ya kendimizi yeniden hatırlatmaya çalışmakla.