Tarihçiler komisyonu için ilk adımlar

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu sevin sevmeyin, beğenin beğenmeyin, bugünlerde onun ülkemiz açısından son derece önemli bir göreve soyunmakta olduğunu görmezden gelemeyiz.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu sevin sevmeyin, beğenin beğenmeyin, bugünlerde onun ülkemiz açısından son derece önemli bir göreve soyunmakta olduğunu görmezden gelemeyiz.
Geçen gün yazmıştım, Londra'da kurulu ve Ermeni diyasporasının en önemli araştırma kuruluşlarından biri olan Gomidas Enstitüsü'nden
Ara Sarafyan, bundan bir hafta önce yazdığı bir elektronik posta ile Prof. Halaçoğlu'nu 1915'te Harput'ta olanları birlikte araştırmaya davet etti.
Başlangıçta, 'Bana resmen bir başvuru yapılmadı' gibi şeyler söyleyen Prof. Halaçoğlu'nun Ara Sarafyan'ın teklifini geri çevirmediği anlaşıldı.
Aslında Ara Sarafyan'ın yaptığı kendisi açısından çok büyük bir cesaret işi. Özellikle diyasporanın soykırım konusunu tartışmaya bile yanaşmadığı, 'Soykırım olmamıştır' diyen biriyle yan yana gelmediği bilinen bir şey.
Zaten bu sebeple, zamanında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı 'Ortak bir tarihçiler komisyonu kurup konuyu inceleyelim' teklifi neredeyse otomatikman reddedilmiş, hatta fena halde küçümsenmişti. Çünkü diyasporaya göre soykırım bir 'gerçek.'
Oysa konunun gerçekte ne kadar tartışmalı olduğu, meseleyi 'soykırım' sözcüğü üzerinden konuşmakta ısrar etmenin çok değişik sonuçları olabileceği en azından dünkü Bosna kararıyla bir kez daha ortaya çıktı.
Ara Sarafyan, kendisi de 1915 ve sonrasında yaşananları 'soykırım' olarak nitelese de, karşıt delillerle ve Türk tarafının belgeleriyle yüzleşme cesaretini gösterdi. Sırf bu nedenle diyasporadan aforoz edilmesi bile söz konusu belki de.
Ara Sarafyan kendisi adına bu denli riskli bir girişimde bulunurken onu cevapsız bırakmak hem Başbakan'ın 'tarihçiler komisyonu' önerisinin aslında samimi bir öneri olmadığını kabul etmek hem de bir anlamda Sarafyan başta diyasporanın iddialarına yüz yüze cevap vermekten kaçmak anlamına gelecekti. O yüzden, sırf bu nedenle de olsa, Prof. Halaçoğlu'nu kutluyorum.
Dün Ara Sarafyan'dan yeni bir mektup geldi. Sarafyan, Harput'la ilgili yapılacak araştırmanın aşamalarını şöyle belirlemiş kendince:
1. Gomidas Enstitüsü, Prof. Halaçoğlu'na 1915'te Harput'ta yaşananların neden 'taciz', 'katliam' ve 'soykırım' olduğuna ve neden basit bir tehcir olmadığına dair belgeleri sunacak.
2. Prof. Halaçoğlu, Osmanlı kayıtlarına göre Harput'ta ve çevre köylerde tehcirin nasıl uygulandığına ilişkin belgeleri sunacak; tehcir kayıtlarını aile aile, köy köy sunacak, tehcir edilenlerin nereye nasıl yerleştirildiklerini gösterecek.
3. Bundan sonra sunulan materyali dikkatle inceleyecek ve taraflardan birinin ikna edici olup olmadığını göreceğiz. Belki her iki taraftan gelecek materyalin de değerli tarafları da hatalı tarafları da olacak. İki ayrı materyalin birbiriyle uyuştuğu ve uyuşmadığı noktaları inceleyeceğiz. Ve sonunda da bu materyalin tamamını herkesin incelemesine sunacağız.
Bilmiyorum Ara Sarafyan'ın takdim ettiği bu aşamalar hakkında Prof. Halaçoğlu ve arkadaşları da hemfikir mi ama ilk bakışta öneri gayet makul ve dengeli gözüküyor.
Bana göre Harput'ta ne olduğunun anlaşılması ve sonuçlar konusunda her iki tarafın da aynı noktaya gelmesi elbette çok önemli ama daha da önemlisi, Ermeni olayları konusunda ilk kez iki tarafın tarihçilerinin belgeler düzeyinde konuşmaya başlayacak olmaları.
O yüzden ben, sürecin kendisini yaratacağı sonuçlardan daha fazla önemsiyorum ve böyle bir sürecin başlamış olmasının bile Türkiye'ye uluslararası arenada ciddi nefes aldıracağını düşünüyorum.