Tarihçiler neden buluşamadı? (2)

1915 olayları için ortak çalışma fırsatının nasıl kaçtığı önemli değil, fırsatın kaçması önemli...

Tefrikaya dönüştü ve ben de bundan korkuyordum ama elden ne gelir. Dün bu köşede çıkan yazımda, 1915'te Harput'ta gerçekleşen Ermeni tehcirini birlikte ama karşılıklı araştırmak için sözleşen İngiltere'deki Ermeni diyasporasının önemli araştırma kuruluşlarından Gomidas Enstitüsü'nden Ara Sarafyan ile Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun bu araştırmadan vazgeçme öyküsünü yazmıştım. Yazarken de aslında tarafları suçlamamaya özen göstermiş, Prof. Halaçoğlu için 'İsteksizdi', Ara Sarafyan içinse bu tabu konuyu tartışmaya açtığı için 'diyasporanın ağır baskısı altındaydı' demiştim.
Dün yazı üstüne önce Prof. Halaçoğlu'ndan, ardından da Ara Sarafyan'dan sitemler işittim.
TTK Başkanı Halaçoğlu, 'Ben isteksiz değildim, hâlâ daha da değilim' dedi telefonda, sonra da bu konuda Ara Sarafyan'la aralarında geçen yazışmaların birer örneğini gönderdi.
Ara Sarafyan'ın itirazı ise yazımda geçen 'Sarafyan'ın araştırılmak üzere seçtiği Harput konusunda çok fazla şey istediğini ve çok fazla önkoşul getirdiğini görüyoruz' cümlesi. Sarafyan, bu cümlemi, onun taleplerini 'gayri makul' (unreasonable) bulduğum şeklinde yorumlamış, 'Amacım konuya odaklanmış, özlü, akılcı, idare edilebilir olmak ve ıvır-zıvırla uğraşmamaktı' (My intention was to be focused, substantial, reasonable, manageable and not tokenistic) diyor.
Halaçoğlu-Sarafyan yazışmalarına baktığımda Sarafyan'ın araştırmayı öneren ve hatta konuyu seçen taraf olmasına rağmen araştırmadan kaçınmak için son dakikada yan çizen taraf olduğunu gördüğümü söylemek zorundayım.
***
Aslına bakacak olursanız, son tahlilde kimin kaçtığı ve neden kaçtığı konusu çok da önemli değil. Önemli olan, bir fırsatın kaçırılmış olması.
Sözünü ettiğim fırsat da, açık söyleyeyim, karşımıza Ara Sarafyan gibi, Ermeni tarihçiliği içinde saygın bir ismin çıkmış olmasıydı.
Sonunda ne olmuş olursa olsun, Sarafyan ve ekibi ile Türkiyeli tarihçilerin Ermeni meselesinin özünü teşkil eden bir konuda birlikte araştırma yapma önerisi berhava oldu.
Türkiye, uzun yıllardır ilk kez, 'soykırım' konusunu kendi terimleriyle de olsa tartışmaya açan bir Ermeni tarihçiyle karşı karşıya kalıyordu. Bizim o tarihçiyi ne olursa olsun el üstünde tutmamız, onun bu zorlu işten kaçmasına fırsat yaratmamamız gerekiyordu.
Maalesef bu fırsat kaçtı.
Fırsat kaçtığı gibi, dün TTK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu kendini
birdenbire yeniden savunma pozisyonunda buldu.
Sadece bu savunma pozisyonuna geçme hali bile, sadece dünya değil Türk kamuoyu nezdinde bile algıyla gerçek arasındaki mesafenin aslında ne kadar açık olduğunun kanıtı sayılabilir.