Tarihçiler niye buluşamadı?

Ermeni diyasporası dünya kamuoyu nezdinde halkla ilişkilerde daha başarılı. Türkiye'nin ciddi bir stratejiye ihtiyacı var.

Bu köşede İngiltere'de kurulu önemli Ermeni araştırma kurumlarından Gomidas Enstitüsü'nden Ara Sarafyan ile Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun ortak araştırma yapmak üzere yazıştıklarını aktarmıştım. Belki dikkatinizi çekti, geçen hafta bir basın toplantısı düzenleyen TTK Başkanı Prof. Halaçoğlu, ortak araştırmanın yapılamayacağını açıkladı.
Bu açıklama sonrası kimsenin üzülmemiş olması ilgi çekici ve aslında Türk ve Ermeni tarihçilerin bir araya gelip 1915 ve sonrasında Anadolu'da yaşananları araştırması önerisinin neden imkânsızı istemek olduğunun da küçük çapta bir kanıtı.
Halaçoğlu-Sarafyan sağırlar diyaloğuna baktığımızda, önce Sarafyan'ın araştırılmak üzere seçtiği Harput konusunda çok fazla şey istediğini ve çok fazla önkoşul getirdiğini görüyoruz.
Ardından Halaçoğlu bir televizyon programına çıkıp, Sarafyan'ın istediği belgelerin bizim arşivlerimizde bulunmadığını söylemesi dikkat çekici. Çünkü Sarafyan, daha önce Halaçoğlu'nun dile getirdiğini söylediği bir iddiaya dayanarak Harput'tan tehcir edilen Ermenilerin köy köy, ev ev, aile aile listelerini istemişti. Halaçoğlu'nun olmadığını söylediği belgeler bunlar.
Halaçoğlu'nun bu televizyon açıklamasını gören Sarafyan, araştırma projesinin yapılamayacağına kanaat getirip bunu bir mektupla duyurdu. Sarafyan'ın bu duyurusundan bir gün sonra da Halaçoğlu aynı açıklamayı yaptı, 'Sarafyan bu işten caydı' dedi özetle.
Doğru, son tahlilde güreş meydanından kaçan Sarafyan oldu. Çünkü Sarafyan, daha ilk günden itibaren Ermeni diyasporasının ağır baskısı altındaydı. Daha önce de yazdım, diyasporaya göre (ve Ermenistan'a göre de) soykırım tartışmasız bir 'gerçek.' Dolayısıyla, içlerinden birinin 'Bakalım soykırım olmuş mu?' diyerek bir araştırmaya girişmesi, hele hele bunu Türk resmi tezinin önde gelen savunucusu TTK Başkanı ile birlikte yapması Ermeni diyasporası için kabul edilemez bir tutumdu. Sarafyan bu sebeple bulduğu ilk fırsatta araştırma projesinden caydı.
Tabii Sarafyan'ın durumu bu da Prof. Halaçoğlu'nun ki farklı mı? Çok da değil. Çünkü ilk andan itibaren onun da bu projeye karşı bir hayli isteksiz olduğu ama er meydanından kaçan taraf olmamak için çaba sarf ettiği belliydi. Bence Sarafyan'ın caymasıyla o da aslında rahat bir nefes aldı.
* * *
Araştırmacılar, araştırmalarına bilgiye ulaşmak, insanlığın bilgi hazinesine yeni bilgiler veya yeni bakış açıları katmak için değil de siyasi tezlerini kanıtlamak veya siyasi tezlerini destelemek için yaklaşmaya başladıklarında sorunlar da başlıyor.
1915 ve sonrasında Anadolu topraklarında Ermenilerle Türk ve Kürtler arasında neler yaşandığı meselesi, nesnel olarak araştırılması en zor konuların başında geliyor. Çünkü konuyu araştırmak isteyen herkes, kendi düşüncesi ne olursa olsun, taraflardan en az biri tarafından ağır bir dille suçlanmayı, karalanmayı da göze almak zorunda. Bu sebeple, genellikle konuyu zaten o konuda değiştirilmesi güç görüşlere sahip insanlardan başkası araştırmıyor, yapılan araştırmalar da hiçbir zaman karşılaştırmalı, yani iki tarafın birden tezini içeren tarzda yapılmıyor. Sonuç olarak gerek Ermeni resmi tezi olan 'soykırım' suçlaması ve gerekse Türk resmi tezi olan 'mukatele' iddiası, tarafların sadece kendileri için söyledikleri şeyler olmaktan ileri gidemiyor.
Bilimin ve araştırmanın alanına bir türlü girilemediği için, sonuçta iki tarafın tarih tezleri dünya çapında yürütülen siyasi halkla ilişkiler kampanyalarının malzemesi olmaktan başka bir işe yaramıyor.
Ermeni diyasporası (ve artık Ermenistan) ile Türkiye arasında 70'li yıllardan beri süregiden halkla ilişkiler savaşında Ermeni tarafının dünya kamuoyu nezdinde daha başarılı sonuçlar aldığı ise maalesef bir gerçek.
Türkiye'nin acilen ciddi bir halkla ilişkiler stratejisine ihtiyacı var.