Telekulakta ortayı bulmalı

Eskiden polis istediğini dinlerdi, şimdi suçluları bile dinleyemiyor. Ortasını bulmamız şart.

Evimizdeki son hırsızlığı anlatmaya dün başladım, bugün devam edeyim.
İki ay önceki hırsızlığın üzerinden üç hafta geçtikten sonra eşimin arabası bulundu. Taa Gaziantep'te.
Polis ekipleri bir fast-food lokantasının otoparkında plakaları henüz takılmamış bir araca rastlarlar. Takılmak üzere bekleyen plakayı camdan okur, telsizden sorarlar. Plaka başka bir araca aittir. Arabanın ön camından gözüken şasi numarasını sorgularlar ve aracın eşime ait olduğu, çalındığı ortaya çıkar. Beklerler. Genç bir adam kapıyı açıp araca binince onu yakalarlar.
Halbuki adam suçsuzdur, hatta bir başka suçun mağdurudur. Aracı internet üzerinden verilen bir ilandan görüp beğenmiş, satıcısıyla ilişki kurmuş, ona parasını banka havalesiyle göndermiş ve aracı almıştır. Şimdi aldığı aracın çalıntı olduğunu öğreniyor. Giden parasına mı yansın, daha üçüncü gün kaybolan araba sahibi olma hayallerine mi?..
Ama kıssadan hisse de var: Adam plakasını takmış olsa polis şüphelenmeyecek ve araç kim bilir daha ne süre boyunca yakalanamayacaktı.
Burada çıkarılması gereken başka dersler de var: Hırsızlar, çaldıkları arabalara kolayca sahte belgeler düzenliyor, sahte ruhsat ve sahte plaka çıkarıyorlar.
Sonra araç sahte plakası ve ruhsatıyla satışa çıkıyor. Alıcı bulununca, aynı mekanizma yeniden çalışıyor ve alıcıya da sahte ruhsat ve sahte plaka veriliyor.
Gaziantep'teki genç alıcı, İstanbul plakalı bir aracı satınalmış, araca yine bir İstanbul plakası takılmıştı. Polisin sorguladığı bu ikinci plaka. O plakanın başka marka ve cinste bir araca ait olduğu ortaya çıktı.
Burada ikinci el araç almak isteyenlere de bir öneri: Mutlaka almayı düşündüğünüz aracın 'temiz' olup olmadığını polisten kontrol edin. Polisin bu amaçla açtığı bir web sitesi de var, burada aracın şasi veya motor numarasını girmek gereken bilgiyi öğrenmek için yeterli oluyor.
Bu arada benim başıma gelince öğrendim, Türkiye'de her yıl ciddi miktarda otomobil çalınıyor. Eh, çalınan bu otomobillerin tamamına yakını da satılıyor. Bu satışlar, 'lüks' tabir edilen pahalı araçlarda genellikle yurtdışına yapılıyor, daha mütevazı araçlarda ise yurtiçine.
Araçlardan biri bulununca ben sevindim, öyle ya ele önemli bir ipucu geçmişti, şimdi buradan hareketle hırsızlara ve bir olasılık öteki araca da ulaşılabilecekti. Ama İstanbul Asayiş Şubesi ile yaptığım bir görüşme durumun hiç de böyle olmayabileceğini ortaya çıkardı.
Eskiden polisin telefon dinlemesinden şikâyet ederdik haklı olarak, pek yakında polisin telefon dinleyememesinden şikâyet etmeye başlayacağız, hatta farkında olmadan başladık bile.
Çünkü yapılan yasa değişikliğiyle telefon dinlemeler artık tek merkeze alındı ve Türkiye'nin dört bir yanından başta polis olmak üzere emniyet ve istihbarat örgütleri artık ellerinde mahkeme kararı bu kuruluşa geliyorlar. Ve gelen talepler bu kuruluşta sıraya giriyor. Bizim hırsızların veya hırsız adına arabayı satanın telefonlarının irtibatlarının öğrenilmesi 20 günden fazla zaman aldı.
Tabii hiçbir aklı başında suç örgütü, bir telefonu öyle 15-20 günden fazla kullanmıyor. Sadece SIM kartı değil, telefonun kendisini de sık sık değiştiriyorlar.
Böylece işlenmesinin üstünden belli bir süre geçen suçları bu yolla çözmek, bizim durduk yerde yaratmayı başardığımız bürokrasimiz sayesinde neredeyse imkânsızlaştı. Yakalayabildiklerimiz sadece telefon değiştirmeyen 'aptal' suçlular.
Üstelik, diyelim bir adamı 20 gün sonra bile olsa bu yolla yakalasanız, o adamın telefon ilişkilerini çıkartmak yine bir 20 gün sürüyor herhalde. Yani, Türkiye'nin suç ve suçluyla mücadele için en önce bu teknik takip meselesindeki bürokrasiyi ortadan kaldırması gerekiyor. Eskiden polis istediğini dinlerdi, şimdi ise suçluları bile dinleyemiyor. İfratla tefrit arasında gidip geliyoruz, şunun ortasını bir türlü bulamıyoruz.
Hikâyemize yarın da devam edelim...