Terörü görmeyen yapı

Türkiye'de 70'lerin terör ortamındaki milliyetçi ve İslamcı yapıları görmeyen anlayışın benzeri hâlâ güçlü, bu aşılmazsa, yeni terörle baş edilemez.

Türkiye'de, özellikle 70'li yıllarda iç savaş boyutlarına ulaşmak üzere olan terör tek taraflı değildi. Yani, çoğu Batı ülkesinde 60'lı ve 70'li yıllarda yaşanan Marksist-Leninist terör örgütleri ile güvenlik güçleri arasında bir mücadele yoktu Türkiye'de. Bir de terörün öteki yüzü vardı, milliyetçi ve İslamcı yüzü.
Milliyetçi terörün başını Milliyetçi Hareket Partisi'ne bağlı olan ve bir dönem bugünün Büyük Birlik Partisi liderinin başkanlığını yaptığı Ülkü Ocakları çekiyordu. İslamcı terörde ise 'Akıncılar' adlı bir grup vardı.
Fakat nedense, özellikle milliyetçi kanadın teröristleri her zaman 'terörist' olarak nitelenmediler. Örneğin Türkiye İşçi Partili yedi genci elleriyle öldüren ülkücü Haluk Kırcı, terör tanımına giren ceza kanunu maddeleriyle değil adi cinayet suçlusu olarak yargılandı ve hüküm giydi. (Kırcı, terör kapsamındaki bir maddeden yargılanıp hüküm giymiş olsaydı bugün serbestti, adi cinayetten yargılandığı için hâlâ hapiste, o ayrı.) Kırcı bu konuda yalnız da değildi. Adli yetkililer, özellikle savcılar, çoğu ülkücü teröristin yaptıklarını 'Devlete karşı kalkışma' yani terör eylemi olarak sayma konusunda hayli utangaç davranıyorlardı.
Bu utangaçlığın arkasında Süleyman Demirel'in 'Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz' demecine yansıyan zihniyetin büyük rolü var. Bugün aynı zihniyeti, Tansu Çiller'in meşhur 'Devlet için kurşun atan, kurşun yiyen' sözünde de görüyoruz.
Bakın, daha ilk günden beri Hrant Dink cinayetini sıradanlaştırma ve katilini kahramanlaştırma yönünde ciddi bir çaba var. Şeytanın aklına gelir mi, katil zanlısının arkasına bir takvim yaprağını tutup adeta bir poster yaratmak? Hem de o kısıtlı zamanda? Ama Samsun polisinde birileri bunu yaptı, üstelik bu fotoğrafı 'üçüncü kişiler' aracılığıyla basına da gönderdi.
Neydi o İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın, 'Bu iş örgüt işi değil, milliyetçi üç-beş genç birbirinden etkilenmiş' demecindeki acelecilik? Neydi dün görevden alınan Trabzon Valisi'nin ve Emniyet Müdürü'nün kendi başarısızlıklarının suçunu Avrupa Birliği reform yasalarına atmaları ve ardından valinin katil zanlısını neredeyse temize çıkaran sözleri?
Neden İstanbul Cumhuriyet Savcılığı sanıkları terör suçundan değil de basit çeteden tutukladı?
Herhangi bir solcu genç pankart açsa 'tek kişilik terör örgütü' oluyor da, Türkiye'nin birlik bütünlüğüne yönelik bir saldırı olduğu daha ilk andan söylenen Hrant Dink cinayetinin zanlıları neden 'terörist' olmuyor?
Ben söyleyeyim neden olmadığını, 'Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz' diyen, 'Devlet için kurşun sıkan, kurşun yiyen' diyen zihniyet bugün hâlâ geçerli de o yüzden.
Savcılar derinine inseler, toplum kendisiyle yüzleşmeye razı olsa, son üç-beş yılda basit bir siyasi muhalefet yapmak uğruna sorumsuzca yaratılan milliyetçi atmosferin zehirli etkileri 'sakıncalı' şeyler olarak konuşulmaya başlanacak da ondan derine inmiyorlar.
Oysa, bir jenerik niteleme olarak 'milliyetçilik' değil suçlu olan. Suçlu olan, milliyetçiliğin türü. Yabancı olandan nefrete dayalı, iç düşman yaratmaya dayalı, kafatasçılığa dayalı, kimliğini pozitiften değil negatiften tanımlamaya dayalı milliyetçilik türü sanık sandalyesine oturtulması gereken.
Bütün o antiemperyalist, anti-AB söylemler, sonuçta o kompleksli ve negatif tanımlamalı milliyetçiliği beraberinde getiriyor.
Yanlış anlamayın, AB'ye elbette karşı çıkılabilir, hatta çıkılmalı da. Özünü, 'Türk, övün, çalış, güven'den alan pozitif milliyetçiliğe de diyeceğim bir şey yok, hatta bu çeşit milliyetçiliği içinde barındırmayan kimse olmadığını bile söyleyebilirim bu toplumda. (Milli Takım'ın dünya üçüncülüğüne sevinmeyen oldu mu?)
Ama sözüm, yabancıya nefreti ve şiddet çağrısını milliyetçilik sosuna bulayanlara. Hrant'ın katili onlar işte. Ve biz bunu 'terör' olarak nitelemez, üstüne gitmezsek, gelecekte çok ama çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağız.
Bir tedbir alacaksak bugünden almalıyız. İlk iş de Hrant'ın katil sanıklarını 'terörist' olarak nitelemek, onların ardındaki yeni çeşit terör örgütünün fikri temellerini tanımlamak.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Ergin'e çok iş düşüyor.