Tezkereden sonrası

Amerika'nın Irak'ı işgal bahanesi neydi, bir hatırlayalım: Saddam'ın elinde kitle imha silahları var, bunları kolayca çevresindeki ülkeler üzerinde kullanabilir veya Kaide'ye verip terörde kullanılmasını...

Amerika'nın Irak'ı işgal bahanesi neydi, bir hatırlayalım: Saddam'ın elinde kitle imha silahları var, bunları kolayca çevresindeki ülkeler üzerinde kullanabilir veya Kaide'ye verip terörde kullanılmasını sağlayabilir, o yüzden Irak'ı Saddam'dan kurtarmalıyız!
Yani Amerika, binlerce kilometre öteden gelip 'terörle savaş' için Irak'ı işgal etti ve sonuçta Saddam'ın bütün iktidar döneminde öldürdüğünden daha fazla Iraklı'nın ölmesine yol açtı.
Şimdi aynı Amerika, Türkiye'de her gün can almaya devam eden ayrılıkçı terörle Türkiye'nin sınır ötesinde mücadele etmesine karşı çıkıyor. Bu tutum tutarlı mı? Hayır değil.
Gerçi Amerika, 'Irak egemen bir ülke, bırakın biz ve Iraklılar bu sorunu sizin için çözelim' de diyor ama zaman akıp gidiyor, ne merkezi Irak yönetimi ne Amerika ne de yerel Kürt yönetimi PKK'ya karşı harekete geçiyor.
Türkiye'nin tezkereyi çıkarmasının temel sebebi işte budur. Eğer tezkere, merkezi Irak, yerel Kürt ve Amerikan yönetiminin PKK sorununu bizim kadar ciddiye almalarını sağlayacak ve onları acil ve inandırıcı/kalıcı önlemlere sevk edecekse ne iyi. Türkiye sonuçta şakasının olmadığını ve kaybedecek vakti kalmadığını söylüyor.
İlk aşamada PKK'nın eylemsizleştirilmesi ve Türkiye sınırlarının dışına çıkması sağlanırsa bu iyi. Ama yeterli değil. Türkiye, elindeki tezkere kozuyla ve belki zaman zaman sınırın ötesine düzenleyeceği sınırlı ve kısa süreli operasyonlarla, PKK'nın silahsızlandırılmasını da sağlamalı.
Ancak ve ancak PKK'nın silahsızlandığı kesinlik kazandıktan
sonra yurtiçinde genel aftan tutun da etkin pişmanlığa kadar bir dizi
'siyasi' önlem gündeme gelebilecek artık. Ve eğer Türkiye'nin bir güç gösterisi sonunda PKK'nın silahsızlanması aşamasına gelinecekse, siyasi Kürt milliyetçisi hareketin şiddeti reddetseler bile pazarlık gücü dün olduğundan daha az olacaktır.
Bana göre tezkere, Kürt milliyetçileri açısından 'silahlı mücadele' döneminin sonunu işaret ediyor olabilir. Nasıl 1998 sonunda Türkiye'nin güç gösterisi PKK açısından Suriye'ye sığınma dönemini bitirdi ve Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla sonuçlandıysa, bugün de benzer bir sürecin eşiğinde olabiliriz hatta belki de öyleyiz.
Bu aşamada önemli olan, Türkiye'nin kartlarını doğru zamanlamayla ve
doğru sırayla açması, bir yandan iç kamuoyunda PKK'nın barışın, refahın ve demokratikleşmenin önündeki en büyük engel olduğu söylenirken bir yandan da her fırsatta bu söylemin altını dolduran türde eylemlerin de yapılması gerekiyor.
Tezkerenin doğrudan değilse de dolaylı bir sonucu, elbette bu Barzani'ye ve onun işbirliği düzeyine de bağlı biraz ama, Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin Türkiye tarafından fiilen tanınması olacaktır.
Biraz serinkanlı düşünüldüğünde Kuzey Iraklı Kürtler açısından Türkiye, Güneydeki Şii ve Sünni Araplara göre daha güvenilir, daha yakın bir 'çözüm ortağı' konumunda. Aradaki tek ve en büyük ayrılık noktası PKK. Onlar PKK'yı tasfiyeyi şu veya bu yolla kolaylaştırdıkları ölçüde Türkiye'nin de dostluğunu kazanacaklardır.
Tezkere burada saymaya çalıştığım nedenlerle, uzun yıllar sonra Türkiye'nin eline aldığı en iyi manivela olmaya aday.