'Türkiye idare edilir'

Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Osmanlı'nın belki de tüm dönemlerinin felsefesi bu: Türkiye yönetilmez, idare edilir.

Sanıyorum, 'Türkiye yönetilmez, idare edilir' sözü Süleyman Demirel'e ait. Demirel, Türkiye'yi yönetilmez ama idare edilebilir bulan ne ilk ne de son isim. Aslına bakacak olursanız, Atatürk dönemi belki en az olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin ve belki de Osmanlı'nın bütün dönemlerinin felsefesi budur: Türkiye yönetilmez, idare edilir.
Bugünkü konum aslında Hrant Dink cinayeti. Daha doğrusu bu cinayete giden günler; yoksa cinayetin nasıl ve kim tarafından işlendiği konusunda bilinmeyen pek bir şey yok. Ama cinayete giden yolda yaşananların ne kadar ibret verici olduğunun bir yeni kanıtını bugün manşet haberimizde okuyacaksınız.
Ben işin adli kısmıyla bugünlük ilgilenmek istemiyorum. Bana göre işin idari kısmı, Türk polisliği ve Türkiye'nin nasıl yönetilemediğini göstermesi bakımından çok daha önemli.
Polisin ve jandarmanın, özellikle de istihbarat birimlerinin Hrant Dink'i öldürmek üzere Trabzon'da bir hazırlık yapıldığından haberdar olduklarını biliyoruz.
Ne polisin ne de jandarmanın, neredeyse tüm detaylarını bildiği veya istese öğrenebileceği bu hazırlık konusunda Hrant Dink öldürülene kadar harekete geçmediğini, 'önleyici kolluk kuvveti' görevini tamamen ihmal ettiğini de biliyoruz.
Bir başka bildiğimiz şey, bu görevi ihmallerin henüz bir savcılık suçlaması haline gelmediği de malumumuz.
Yani, hâlâ aslında Türkiye'yi yönetmiyoruz ama idare ediyoruz.
Ortada apaçık bir sorun var. Ve yarın bu sorunun tekrarlanmayacağının hiçbir garantisi de yok. Yani, bırakın ihmal suçlamasıyla kimi görevlileri yargıç önüne çıkarmayı, aynı şeyin bir daha olmayacağına dair alınmış bir organizasyonel tedbir de yok.
Polis veya jandarma, istihbaratçının görevi elbette 'ajan' çalıştırmak, onu motive etmek, hatta belki bazen teşvik etmek olabilir. (Burada da hukuki sınırlar çok önemli elbette.) Ama bir cinayet, bir soygun, bir kaçakçılık hazırlığından sadece istihbaratçının haberdar olması, bu haberi diğer birimlere veya koordinasyonu sağlayacak yöneticilere iletmemesi düşünülebilir mi?
Polisin biri, cinayetten hemen sonra, daha Hrant Dink'in cesedi yerde yatarken, bugün cinayetin elebaşısı olmak suçlamasıyla yargılanan kişiyi arıyor, 'Siz mi yaptınız?' diye soruyor.
Erhan Tuncel, 'Yok biz yapmadık' deyince de, 'Ama tam da sizin yapacağınız gibi yapmışlar, kafasına sıkmışlar' diyor mealen, sonra ekliyor: 'Tek fark kaçmış olması.'
Yani o polis, bırakın cinayeti kimin planladığını vs. bilmeyi, cinayetin ne şekilde işlenip katilin ne şekilde davranacağını da önceden beri biliyor.
Peki bütün bunları bilen adam, bu bildiklerini en azından polise ihbar ediyor mu? Bu cinayet hazırlığını ortaya çıkartmak, katilleri daha harekete geçmeden yakalamak için herhangi bir şey yapıyor mu? Hayır.
Şu sırada başka polisler veya jandarmalar, başka kişiler için yapılan bu çeşit hazırlıkları biliyor, yönlendiriyor, hatta teşvik ediyor olabilir mi? Evet, olabilir.
Bu çeşit hazırlıkları eğer varsa önlemek için, polislerin veya jandarma görevlilerinin böyle davranışlarının önüne geçmek için istihbarat örgütlerinde bir reorganizasyona gidildi mi? Hayır.
Hükümet böyle bir inisiyatif kullanıyor, Türkiye'nin aydınlarının, farklı düşünenlerinin hayatını garantiye alacak bir girişimde bulunuyor mu? Hayır, bulunmuyor.
Bu hükümet de, yönetmiyor ama idare ediyor.