Türkiye'nin çok işi var

Cumhurbaş-kanlığı tartışmaları-nın faydası yok. Hükümet bir an önce Türkiye'nin sorunlarını nasıl çözeceğini ilan etmeli.

Cumhurbaşkanlığı meselesine kapanmış bir konu olarak bakmakta fayda var. Abdullah Gül'ün beğeneni var beğenmeyeni var, onun cumhurbaşkanı olmasından memnun olan var, memnuniyetsiz olan var ve anlaşılan hep de olmaya devam edecek. Siyasetçilerin cumhurbaşkanı olmasının doğal bir bedeli bu. Ama şurası kesin: Bu tartışmaların artık kimseye çok faydası yok.
Türkiye, seçimden çıktı çıkalı bu meseleyi konuşarak çok değerli zamanını kaybetti. Aslında ülke olarak çok sayıda gerçek derdimiz ve ulaşmamız gereken çok zorlu hedeflerimiz var, bunları konuşmaya başlamanın zamanıdır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni hükümetini bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunacak ve Sezer'in de onayıyla 60. hükümet görevi devralacak.
Bundan beş yıl önce Adalet ve Kalkınma Partisi seçimi kazanıp Abdullah Gül başbakan olduğunda AKP bir 'acil eylem planı' açıklamıştı. Benzer bir şeyi 60. hükümetten de beklememiz gerekir. Türkiye'nin sorunları ve öncelikleri belli, bunların hangi sırayla ve nasıl bir içerikle gerçekleştirileceğini eğer hükümet ilan etmezse ve bir an önce gereken tartışmalar yapılıp harekete geçilmezse Türkiye çok değerli yıllarını reform yapmak yerine idarei maslahatla geçirebilir.
Avrupa Birliği konusu Türkiye'nin en önemli gündem maddesi. Daha önce hükümet tarafından ilan edilen uyum reformları programına sadık kalınacağı ve tıkanmış bir görüntü çizen Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlandırılacağı acilen açıklanmalı.
AB yolunda önemli tıkaçlar oluşturan 301. madde ve Vakıflar Yasası gibi temel değişiklikler bir an önce Meclis'e sunulmalı. Kıbrıs konusunda bir inisiyatif geliştirilmeli ve bir an önce Ada'da toplumlar arası görüşmelerin yeniden başlaması için aktif tutum alınmalı.
Ekonomi uzun zamandan beri bir dizi mikro reformun yapılmasını bekliyor. Öte yandan Ticaret Kanunu gibi mega projeler de askıda. Hükümetin yönlendiriciliğinde bu alanlarda ileri adımlar atılmalı. Türkiye'nin özellikle ekonomide yeniden güven verici aktif önlemler alması gerekiyor çünkü.
Sosyal güvenlik reformu başta olmak üzere bütçe üzerinde büyük yükler oluşturan kalemlerde köklü bir değişikliğe ihtiyaç var. Yeni hükümetin masasında ilk bulacağı konulardan biri de bu.
Bütçe dengesini sağlayıcı önlemler alınabildikten sonra istihdam üzerindeki vergilerin azaltılması yoluyla kayıt içi istihdamın teşviki, yetişkinlerin meslek eğitiminin kolaylaştırılması gibi konulara da girilebilmesine imkân yaratacaktır.
Eğitim bu dönemin en önemli dosyası olmaya aday. Özellikle gereken anayasa değişikliği üzerinde uzlaşma sağlanıp YÖK'ün sil baştan ele alınması şart. Halen üniversitelerimizin önemli bir bölümüne hâkim olan 'İstemezük'çü kafayla çağdaş dünyanın ihtiyaçlarını karşılayacak bir üniversite yaratmaya imkân yok. Ama bu konuda hükümetin ve AKP'nin dayatmacı olması da en az mevcut sistem kadar tehlikeli. Üniversite konusu bu ülkenin geleceğinin konusudur, o yüzden mutlaka ortalığın kırılıp dökülmesine izin verilmeden çözülmesi gereklidir.
Eğitimde bir başka kanayan yara, imam hatipler kaynaklı din eğitimi meselesi. Türkiye'nin seçmeli sertifika programları gibi yaratıcı yöntemlerle bir yandan din eğitimi ihtiyacını karşılarken bir yandan da imam hatip liselerinin sayısını olması gerektiği kadar azaltmasında sonsuz fayda var.
Eğitimin kalitesinin yükseltilmesi, özellikle devlet okullarında yüksek kaliteye erişmek için öğretmenlerin hizmet içi eğitiminin arttırılması gibi konular geçen dönemden miras şeyler.
Hükümetin önünde bekleyen önemli konulardan biri de Kürt sorunu. AKP'nin Güneydoğu ve Doğu'daki seçim başarısı, Kürt sorununun çözülmekte olduğu sanısını yaratmamalı. Bu soruna adam gibi eğilebilmeli, böylelikle ayrılıkçı terörü marjinalize edebilmeliyiz.
* * *
Daha saymayacağım. Türkiye'nin bir an önce gerçek gündemine dönmesinde yarar var, onu söylemeye çalışıyorum.