Üniversitede infaz!

Bizim Yükseköğretim Yasamız üniversite rektörlerine öyle büyük yetkiler veriyor ve onlara akademik kadrolar üzerinde öyle geniş kontrol imkânları veriyor ki, neredeyse bütün üniversitelerden rektörlere ilişkin şikâyetler yağıyor.

Bizim Yükseköğretim Yasamız üniversite rektörlerine öyle büyük yetkiler veriyor ve onlara akademik kadrolar üzerinde öyle geniş kontrol imkânları veriyor ki, neredeyse bütün üniversitelerden rektörlere ilişkin şikâyetler yağıyor. Bu şikâyetler de çoğunlukla isimsiz oluyor, çünkü şikâyet edenin akademik hayatı kararabiliyor. Böyle çok sayıda örnek biliyoruz.
Bakın, önceki gün gelen bir elektronik posta Samsun'daki 19 Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ile ilgiliydi. Bir bölümünü aktarıyorum:
"Bir televizyon programı nedeni ile Samsun'a geldiğinizde bir grup arkadaşımızla birlikte elimizde kalın dosyalarla size geldik OMÜ'de yaşadıklarımızı kanıtları ile birlikte bir bir anlattık. Sesimizi kamuoyuna duyurmanızı istedik. Sebepsiz yere insanların bir anda nasıl üniversiteden kovulduğunu, nasıl hayatların karartıldığını anlattık. Umarım bu görüşmeyi hatırlarsınız. Yazılarınızı dikkatle takip eden birisi olarak, demokrat kimliğinizden şüphe duymuyorum. Ancak aylarca Türkiye gündemine oturmasına, görsel ve yazılı basında sayısız haberler çıkmasına, akademisyenler olarak gösteri dahi yapmamıza rağmen konuya ilişkin bir satır dahi yazınızı okumak nasip olmadı. Bizimle görüşmenize müteakip sayın Rektör Ferit Bernay'ın acı kahvesini yudumladıktan sonra acı kahvenin kırk yıl hatırı olur düşüncesi ile elinize verdiğimiz kalın dosya galiba çöp konteynırındaki yerini aldı. O zaman ben işsizdim, size kahve ısmarlayacak param yoktu, iki çocuğuma ekmek götürmenin yollarını arıyordum. utanmayacağım daha ötesini söyleyeyim, Dr. unvanıyla köyüme döndüm babamın koyun sürüsünü otlatıyordum. Sayın Berkan hak ettiğim Yrd. Doç. kadrosuna atanmadığım gibi, 80 arkadaşımla sorgusuz sualsiz sokağa atıldım, başkalarının eline muhtaç oldum, psikolojim bozuldu, kimseye gerekçesini izah edemedim."
Hatırlayanlar hatırlayacak, o dönem 19 Mayıs Üniversitesi'ndeki uygulamalar, çok sayıda doktoralı akademisyenin sözleşmesinin yenilenmemesi, yani sokağa atılması çok tartışıldı. Okurum haklı, o dönemde ben köşemde konuya yer vermedim ama Radikal haberleriyle durumu duyurdu.
Bir başka mektup Muğla Üniversitesi'nden. Orada da rektörden şikâyet ediliyor, rektörün antidemokratik uygulamaları bir bir anlatılıyor. Tipik uygulamaların başında, doktoralı öğretim üyelerine yardımcı doçent veya doçent kadrosu vermemek, biraz olsun aykırı görünenlerinin sözleşmelerini yenilemeyip onları sokağa atmak geliyor.
Üniversitenin en büyük ihtiyacının yetişmiş akademisyen olduğu herkesin malumu ama biz doktoralı akademisyenlerimizi 'Gözünün üstünde kaşın var', 'Cumaları namaz kılıyorsun' veya 'Sendikacılık yapıyor, rektörü eleştiriyorsun' gibi bahanelerle sokağa atıyorsak, durum incelenmeye değer demektir.
Bakın Muğla Üniversitesi'nden böyle sudan sebeplerle sözleşmesi yenilenmeyerel sokağa atılanlardan biri, Lutfiye Kalaycı,
İstanbul'da 'Karşı Sanat Galerisi'nde bir sergi açtı, sergisinin başlığı ve manifestosu her şeyi anlatıyor aslında: 'Üniversitede İnfaz.'