Vahdetivücut ve 'new age'

Neredeyse bir din haline gelmiş bulunan 'new age' ve onun 'Gaia' teorisiyle, tasavvuf ve sufizm arasında sanılanın aksine derin farklılıklar var.

Geçen pazartesi bu köşede çıkan ve epeydir dünya kitap satış listelerini kasıp kavurmakta olan 'The Secret-Sır' isimli kitap hakkındaki yazıma okurlardan katkı ve itiraz niteliğinde çok sayıda mektup geldi.
Bu mektupların önemli bir bölümünde, benim kabaca özetlemeye çalıştığım 'new age' ve bence onun ayrılmaz parçası olan 'Gaia' teorisine bizim kültürümüzün hiç de yabancı olmadığı, Mevlana'da ve tasavvufta da aynı olmasa da benzer bir anlayış bulunduğuna dair görüşler vardı.
Daha önce de Vatan gazetesi yazarı Haşmet Babaoğlu'nun benzer bir
yazı yazdığını hatırlatan okurlar, Babaoğlu'nun tasavvufa benden önce
dikkat çektiğini de söylüyorlardı.
Önce hemen belirteyim, benim 'neredeyse bir din' dediğim 'new age' ve onun 'Gaia' teorisiyle tasavvuf, hadi bırakın tasavvufu sufizm arasında bile çok temel ve çok derin ayrılıklar olduğunu düşünüyorum.
Müsaadenizle önce 'Gaia' teorisini bir kez daha özetlemeye çalışayım: Gaia, yaşayan ve bilinci olan gezegendir. Bizler, yani o gezegende bulunan 'şey'ler, daha doğrusu her şey, o yaşayan organizmanın ve ortak bilincin parçalarıyız. Gezegendeki bir taş parçası da, bir çiçek de veya sizin benim gibi birer insan da bu ortak bilincin eşit, yani bir diğerine üstünlük taslayamayacak olan parçalarıyız. (Bu paragrafı 'biz' diye yazmamdan benim Gaia'ya inandığım sonucunu çıkarmayın lütfen.)
Oysa diyelim Yunus Emre, 'Gelin canlar bir olalım' dediğinde veya 'Bir ben var bende benden içeru' dediğinde, kastettiği şey Gaia değildir. Yunus da, Mevlana da, bütün tasavvuf düşünürleri de Allah ile bir olmak isterler, Allah'ın adeta hepimizin içinden akan, hepimizi birbirimize
bağlayan bir nehir gibi olduğunu düşünürler. 'Vahdetivücut'un anlamı budur: Tanrıyla tekvücut olmak, bir olmak.
Sufizm de böyledir. Merkezinde tanrı vardır, tanrıdan bağımsız, şekilsiz,
iyi mi kötü mü olduğu bilinmeyen bir 'ortak bilinç' değil!
Zaten, 'new age'de ve özellikle de 'Gaia'ya zurnanın zırt dediği nokta tam burasıdır. 'Gaia'nın ortak bilincinin 'iyi' olmasını gerektiren hiçbir şey yoktur. Pekâlâ o bilinç, 70'li ve 80'li yılların bilim- kurgu filmlerinde sık sık gördüğümüz 'enerjiye dönüşmüş saf bilinç'ler gibi fevkalade saldırgan, fevkalade kötü kalpli, fevkalade bencil olabilir.
Geçen hafta Radikal'de Gökhan Özgün, Dostoyevski'nin 'tanrı'sını çok güzel özetlemişti. Dünyada bunca kötülüğe, çocukların işkence görmesine razı olan bir tanrı olabilir miydi? İyi kalpli tanrı bunlara nasıl izin verirdi?
Soruların cevabı belliydi: Bunlara izin veren tanrı değildi ama bunları yapanları gelecekte cezalandıracak olan tanrıydı.
Gaia'da böyle kötülüklerin olmayacağının bir garantisi var mı? Böyle kötülükler olduğunda, o kötülükleri yapanlar hâlâ Gaia'nın parçası kalmaya devam edecekler mi? Gaia, kendi eşit parçaları olan 'kötü'leri attığında hâlâ aynı kalmaya devam edecek mi?