Vizyonu kim üretecek?

Vizyon geliştirmek için daha fazla bilgi, daha fazla entelektüel derinlik, daha fazla yaratıcılık, daha fazla geleceği tahmin etme yeteneği gerekiyor.

Artık güvenoyu da alan hükümetin en önemli hedefi Türkiye'de kişi başına geliri 10 bin dolar düzeyine çıkarmak.
Güzel bir hedef. Şu anki seviyenin 5 bin doların biraz üzerinde olduğu hatırlandığında bir hayli iddialı da bir hedef. Yani, önümüzdeki beş yılda Türkiye'nin nüfusunun hiç artmadığını varsaysak bile milli gelirin ikiye katlanmasından söz ediyoruz. Buna nüfus artışını da ekleyince, herhalde Türkiye'nin gayri safi milli hasılasının 800 milyar dolara dayanması gerekecek.
Her neyse, iddialı hedeflere sahip olmaya karşı değilim.
Kaldı ki, doğru şeylerin art arda yapılmasıyla bu hedefin ulaşılamaz bir hedef olduğunu da düşünmüyorum. Ama tam da meselenin bam teli burası: Doğru şeylerin art arda yapılması...
Maalesef hükümet programı gerçek bir program niteliğini taşımaktan çok, 'Geçmişte yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır' demeye getiren, proje veya yapılması gerekenler diye sıralanan şeylerin belli bir bütünlüklü stratejinin veya politikanın gereği olarak bir araya getirildiği hiç anlaşılmayan bir metin.
Elbette Türkiye'nin hemen hemen her alanda yıllardır biriktirilmiş çok sayıda sorunu ve devletin tozlu raflarında bekleyen pek çoğu gayet parlak şeyler içeren çözüm önerileri de var. Bir tek parti iktidarı, sadece raflardan projeleri indirip iş yapabilir ve üstelik başarılı da olur. Nitekim, geride kalan 4.5 yıllık birinci Ak Parti dönemi böyle bir dönem oldu. Allah için uygulamalar başarılıydı.
Ama şimdi yeni bir dönemdeyiz. Evet bir yandan geçmiş dönemde başlamış ve yürüyen işler var, duble yollar gibi, sağlık ve eğitim alanındaki kimi projeler gibi, onların tamamlanması gerek. Ama henüz tamamlanmamış işleri alt alta sıralamak, o metni bir 'program' yapmaya yetmez.
Programlar, belli bir 'vizyon'la ve bir de hedef gözetilerek yapılır benim bildiğim. Bizim hedefimiz var ama maalesef vizyonumuz yok.
Eskiden olsa bu vizyon konusu daha kolaydı. Diyelim Turgut Özal'ın işi, vizyon sözcüğünü dilimize kazandırırken bir düzeye kadar daha kolaydı. Özal'ın vizyonu, piyasa ekonomisini Türkiye'ye yerleştirmek, Türkiye'nin dünyayla bütünleşmesini sağlamaktı.
Bu vizyonun ve hedefin bugün büyük ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz. Özal, bu genel doğruyu ifade ederek çok büyük bir mücadeleyi göze aldı belki ama vizyonun kendisi için çok da kafa patlatmak gerekmedi, çünkü vizyon zaten dünyanın sağında solunda mevcuttu, uygulanmıştı.
Şimdi, belki işin mücadele kısmı artık daha kolay ama yeni bir vizyon geliştirmek, yani hedefe ulaşmamızı sağlayacak yolu belirlemek daha zor. Daha ince ayar gerektiriyor vizyon geliştirmek, daha fazla bilgi, daha fazla entelektüel derinlik, daha fazla yaratıcılık, daha fazla geleceği tahmin etme yeteneği gerektirdiği gibi.
Bu yazıyı Ak Parti hükümetini eleştirmek için yazmıyorum aslında. Amacım, Türkiye'nin bir temel eksiğine dikkat çekmek: Bizde strateji üreten, vizyon üreten kurum yok.
Belki on yıl önce de böyle bir eksiklik çekiliyordu ama bugünkü kadar değil.
Bakın biz, Avrupa Birliği ile müzakerelerimiz öyle gerektirdiği, yani AB bizden talep ettiği için bugün sanayi politikaları stratejisi hazırlıyor, şehirlerimizin rekabet avantajlarını belirlemeye çalışıyoruz.
Oysa Türkiye'nin onyıllardır böyle belgeleri, sanayi gelişmesi için stratejilerinin olması gerekiyordu. Bizim özel sektörümüzün belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şey, devletin ona yol göstermesi.
Konu sadece ekonomi konusu da değil. Hükümetlerimiz halka hizmet etmek istiyorlarsa, her konuda kendilerine yol gösterici strateji belgelerine ihtiyaçları var.