Yalandan beslenmek

Yalanla çalışanların yeni alanı Kerkük. İzin verelim, kentin kaderine o ülke halkı karar versin.

Türkiye'de milliyetçiliğin bir kesimi açıkça yalandan, efsanelerden, komplo teorilerinden besleniyor. Geçenlerde Trabzon'la ilgili bir örnek vermiştim, sözde Yunanistan ve İsrail gizli servisleri bölgede faaliyet gösteriyor, birtakım gençleri alıp İsrail veya Yunanistan'da eğitimden geçiriyor diye iddialar var. Bu iddiaları koca koca parti genel başkanları bile tekrar edebiliyor, doğruluklarını kontrol etmeden.
Bir süreden beri Türkiye'de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 'gayrımilli' olduğunu ima etme, iddia etme yarışı var. Bu yarış sırasında kullanılan konulardan biri de, Kuzey Irak'ta üslenmiş olan PKK.
Popüler söylemde, Kuzey Irak'a askeri operasyon yapılması ve 'PKK'nın temizlenmesi' sık sık tekrar ediliyor, sanki bu operasyonu yapmak kolaymış ama hükümet sırf Amerika'yla ilişkiler bozulmasın diye operasyonu engelliyormuş gibi bir hava estiriliyor.
Geçmişte onlarca kez Kuzey Irak'a girilip çıkılmış olması, bazı girişlerde ciddi büyük kuvvetler kullanılmış olmasına ve hatta bölgedeki Kürt peşmergelerinin Türk askerine yardım etmiş olmasına rağmen PKK'nın bölgeden sökülüp atılamadığı gerçeğinin kimsenin aklına gelmemesi bir yana, bugün Kuzey Irak'ın artık bir çeşit 'devlet egemenliği'nin geçerli olduğu bir yer olduğu da göz ardı ediliyor nedense.
Ama hükümet nasıl olduysa bu oyuna geldi, sanki PKK ile mücadelede tek eksiğimiz Kuzey Irak'a askeri müdahalede bulunmakmış havasını o da yaymaya başladı. Derken hükümet hızını alamadı ve Kerkük'ün statüsünü askeri anlamda tartışmaya kadar vardırdı işi.
Kuşkusuz Kerkük'ün statüsü Türkiye için ve bölgesel dengelerin gelecekte nasıl olacağına ilişkin senaryolar açısından son derece önemli. Türkiye geleceğe ilişkin bu senaryoları yönlendirmek de isteyebilir, bu da normal. Ama bu yönlendirmenin nasıl yapılacağı önemli.
Öyle imalar yapıldı, öyle şeyler yazıldı çizildi ki, konuyu yakından takip etmeye çalışan ben bile, Türkiye'nin eğer Kerkük'te referandum yapılır ve bu kentin 'Kürt kenti' olduğuna karar verilirse bölgeye askeri müdahalede bulunmayı kafaya koyduğu izlenimi edindim.
* * *
Biraz tarihe bakmak, biraz bilgiyle hareket etmek gerek. Musul vilayeti ve dolayısıyla Kerkük kenti Osmanlı'nın son Meclisi Mebusan'ı kapatılıp Ankara'daki Büyük Millet Meclisi'ne katılmazdan önce aldığı son karar olan Misak-ı Milli'nin içinde gözükür.
Bunun sebebi, Mondros Bırakışması imzalandığı sırada general Ali İhsan Sabis komutasındaki Türk birliklerinin Musul'da olmasıdır. Ama Atatürk'ün Nutuk'ta en çok eleştirdiği kişilerin başında gelen Ali İhsan Sabis, bulunduğu mevzileri bırakışma sonrası terk eder ve geri çekilir, o çekildikçe de sınır bugünkü Türkiye-Irak sınırına yaklaşır.
Lozan'da Musul için ciddi pazarlık yapılır ama son tahlilde İsmet Paşa ve Atatürk, Musul vilayetinin kaderinin Milletler Cemiyeti'nce düzenlenecek plebisitle belirlenmesini kabul ederler.
Milletler Cemiyeti heyeti bölgeye gelip incelemeye başladığında Türkiye'nin tezi, Musul vilayetinde Türk ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu yolundadır. Evet, Türk ve Kürtler birlikte!
Bugün ben öyle bir izlenime sahibim ki, Türkiye Kerkük'te Türk ve Arapların çoğunluk olduğunu iddia ediyor.
1926'dan 2007'ye keskin bir dönüş!
Kaldı ki Kerkük artık bir başka ülkenin toprağı. O ülke içinde bu toprak parçasının hangi federal yapının parçası olarak kalacağına müsaade edelim de o ülkenin halkı karar versin.
Biraz bilgi ve gerçek lütfen!