Yeni bir sistem önerisi

Temsil sorunu ve lider sultasının bitmesi, gücün mutlaklaşmaması, halkın siyasilerden hesap sorabilmesi hayal değil.

Başlıktaki soruya cevap bulmak için önce sorunlarımızı doğru tanımlamalıyız. Bizim demokrasimizin temel sorunları veya eksikleri nelerdir acaba?
Tabii gerçekten saymaya kalkınca pek çok sorunu alt alta sıralamak mümkün belki ama ben başlıcalarını saymaya çalışayım.
1. Temsil sorunu: Türkiye'de halkın tercihleri Meclis'e doğru biçimde yansımıyor, eksik temsil taşanıyor.
2. Lider sultası: Siyasi partiler liderler eliyle yönetiliyor, yönlendiriliyor, ne parti yönetimleri ne de milletvekilleri bırakın lidere karşı çıkmayı onu eleştirmeyi bile göze alamıyor.
3. Gücün mutlaklaşması: Tek kişi tarafından yönetilip yönlendirilen, eksik temsil yüzünden olduğundan büyük hale gelebilen siyasi partiler, iktidar olduklarında tamamen denetimsiz, frensiz kalabiliyor.
4. Hesap sorulamaması: Halk, siyasi yöneticilerinden dört veya beş yılda bir seçimlerden seçimlere hesap sorabiliyor, yönetimler arada kalan yıllarda hesap vermiyor.
Bu dört ana başlık altında toplamaya çalıştığım sorunlar, bence sistemin özüne ilişkin ana sorunlar. Yani, sistemin özüne ilişkin diğer sorunlar ya burada saydığım sorunların türevleri ya da bunların düzeltilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkacak sorunlar. (Medyanın ve sivil toplumun demokrasiyi denetimi ile ilgili konuların üzerinde şimdilik durmuyorum.)
* * *
Dün bu köşede Türk demokrasisinin yaşadığı sorunların kaynağında yüzde 10'luk ülke barajıyla iyice dejenere ettiğimiz nispi temsil sisteminin olup olmadığını tartışmaya çalıştım. Bana göre nispi temsil, hele hele yüzde 10 barajlı nispi temsil aslında bir hayli nispetsiz bir temsil yaratıyor.
Şu anki parlamento da bunun şahikası bence.
Birkaç gün önce başka bir sistem önerdim Türkiye için. Bugün önerimi biraz daha netleştirmeye çalışacağım.
Türkiye'yi bana göre 40 bin (ama isteğe göre daha az da olabilir) seçmenlik seçim çevrelerine bölsek. Burada 40 bin (veya uygun görülecek diğer rakam) mutlak bir sayı. Bu sayıların mevcut il veya ilçelerimizle bir ilgisi de yok. Ve seçmen sayısı arttıkça seçilecek milletvekili sayısı da artsa.
Her seçim çevresine de 1 milletvekilliği versek, yani geçerli oyların yarıdan fazlasını alan milletvekili seçilse. Bu seçimi kural olarak tek turlu ama ilk turda hiçbir adayın geçerli oyların yarıdan fazlasını alamaması halinde iki turlu yapsak.
Milletvekillerimizi, artık sayıları kaç taneyse bu yolla seçsek. Bunun yanı sıra ulusal çapta ve çok isteniyorsa yüzde 7-8 civarı bir baraj uygulayarak sayısı 150'yi geçmeyen senatörler de seçsek.
Milletvekili seçimlerimizi ikibuçuk yılda bir (30 ay) yapsak, senatörlerimizi ise dört yılda bir yeniden seçsek ve erken seçimi Anayasa'yla yasaklasak. Milletvekillikleri için araseçimi üyeliğin boşalmasını izleyen 45 gün içinde zorunlu, senatörler içinse ancak üye tamsayısının belli bir oranında (yüzde 10 örneğin) boşalma olması halinde zorunlu kabul etsek.
Bütçe kanunu, Anayasa değişiklikleri, af niteliğinde kanunlar, vergi kanunları, ceza kanunları, siyasi partiler ve seçim kanunları gibi temel nitelikli kanunlar dışında Meclis'te toplantı yetersayısı, karar yetersayısı gibi sayıları hiç aramasak ama temel nitelikte kanunlarda mutlaka toplantı yetersayısı ve nitelikli karar yetersayısı arasak. Bütün kanunlar Meclis'in iki kanadında ayrı ayrı görüşülüp oylanmak zorunda olsa.
Hükümetin Meclis içinden çıkması ve Meclis çoğunluğuna dayanması uygulamasına son versek.
4 yıllığına ve en fazla iki dönem için bir 'Başkan' seçsek. Ve o 'Başkan'ın Meclis üzerinde sadece veto yetkisi bulunsa. Buna karşılık karma bir Meclis komisyonunun 'Başkan'ın her türlü üst düzey idari ve siyasi atamasını geri çevirme (onaylama değil, sadece veto etme yani) yetkisi olsa ama bütün üst düzey ataması yapılacak olanların o komisyona giderek yapacakları işleri anlatmaları şart olsa.
* * *
Bu saydıklarımın hepsi birden yapılabilse bakın neler olur:
1. Temsilde adalet büyük ölçüde gerçekleşir;
2. Milletvekili partisine ve liderine olduğu kadar, hatta belki daha fazla kendi seçmenine hesap verir; 3. Partiler, 'parlamentoya akil adam sokma' ihtiyaçlarını senato seçimleriyle karşılarlar; 4. Yasama organıyla yürütme organının patron-köle ilişkisi sona erer, yürütme organını her aşamada denetlemek mümkün olur; 5. Yürütmeyi tek başına temsil eden 'Başkan' kendisi için önemli gördüğü her yasama faaliyeti için Meclis'in iki kanadında ayrı ayrı uzlaşma aramak zorunda kalır; 6. 'Başkan' başı sonu belli bir süre için seçileceği ve 'Bakan'ları da milletvekili ya da senatör olamayacağı için parti kaygılarından görece uzaklaşır, daha serbest bir yönetim sergileyebilir ama her faaliyeti de Meclis tarafından denetlenebilir; 7. Her 30 ayda bir milletvekilleri, her dört yılda bir senatörler yenileneceği için halkın iradesinin yönünün değişip değişmediği sık sık bilinebilir.
Daha uzatayım mı? Bence her okuyan bu maddelere yenilerini ekleyebilir. Ve yine bence Türkiye'nin böylesi bir kapsamlı sistem değişikliğine gitmesi, demokrasiye ilişkin şikâyetlerimizi ugünle kıyaslanmayacak ölçüde azaltır.