Yeni dünya böyle bir dünya

ABD'de parası olmadığı halde ona kredi veren bir şirket yüzünden Türkiye'de siz büyük bir sıkıntıya girebiliyorsunuz.

Amerikan ev piyasasından başlayan çöküş ihtimali dünyayı sarsıyor günlerdir ve bundan Türk piyasası da nasibini alıyor, sermaye piyasalarındaki yabancılar ellerindeki kâğıtları satıp çıkıyor, artan döviz talebi nedeniyle Türk Lirası değer kaybediyor, doların ve avronun fiyatı artıyor.
Sıkıntının kökenini anlamak, yaşadığımız yeni dünyayı ve onu anlamamızı da kolaylaştıracak.
Son üç yıldır, Amerika'da uzun vadeli ev kredisi veren kuruluşların önemli bir bölümü, aslında kredi geçmişleri çok da parlak olmayan, hatta gelirlerinin kredi borçlarını ödemeye yetip yetmeyeceği bile şüpheli olan insanlara kredi vermeye yoğunlaştı. Bunun nedeni, Amerikan emlak piyasasındaki olumlu beklentilerdi, yani emlak fiyatlarının yükseleceği beklentisi.
Ama aynı anda hem borçlular kredilerini geri ödeyemez hale gelip hem de emlak fiyatları düşünce (bu ilişki yumurta-tavuk misali, birbirini de tetikliyor) birden sıkıntı başladı.
'Amerika'daki emlak fiyatlarının düşmesi beni neden etkilesin?' diyorsanız yanılıyorsunuz.
Çünkü, Amerika'da ev alanlara kredi veren, hem de aşırı derecede riskli bu kredileri verenler finansal kuruluşlar. Bu kuruluşlar, verdikleri bu kredilerin parasını, piyasaya çıkardıkları bazı mali enstrümanlarla, bir çeşit bonoyla topluyorlar.
O bonoları satın alanlar, yani o mali kuruluşlara borç verenler de aslında parayı başka başka mali enstrümanlarla toplamış veya müşterilerinden borç almış olan diğer finansal kuruluşlar.'
Yani, küresel çapta bir çeşit modern 'saadet zinciri'nden söz ediyoruz. Belki 'saadet zinciri' demek doğru değil, çünkü işin içinde bir sahtekârlık yok ama başlangıç noktasında çok yüksek risklerin, dolayısıyla daha yüksek faizin yer aldığı ve bu yüksek faiz nedeniyle de başkalarının para kazanma-risk alma iştahını kabartan bir 'sistem' var. Üstelik küresel bir sistem.
Örneğin, Amerika'da birkaç milyar dolarlık kredi riski olan bir ev kredi verme kuruluşu düşünün. Bunun riskini 'satın almış' yani ona borç vermiş olan bir veya daha fazla 'hedge fon' olsun ve o bir veya daha fazla 'hedge fon'un riskini üstlenmiş bankalar...
Zincir en baştan sıkıntıya girince sonuna kadar etkiliyor. Yani en baştaki ev kredi kuruluşunda geri dönmeyen krediler artınca bundan 'hedge fon'lar etkileniyor, ondan da zincirin ucundaki bankalar.
Bu zincirleme etki yaşanınca, zincirin ucunda veya ortasında yer alan birileri zor duruma düşer düşmez ellerindeki 'kâğıt'ları paraya çevirmeye çalışıyor ki yükümlülüklerini yerine getirsinler. Öyle olunca birdenbire likidite ihtiyacı ortaya çıkıyor. Amerika ve Avrupa merkez bankaları günlerdir likidite ihtiyacını karşılamak için piyasaya para pompalıyorlar.
Likidite ihtiyacı içindeki kuruluşlar bu arada Türkiye dahil bütün piyasalarda varlıklarının tamamını değilse bile bir kısmını satarak likidite ihtiyaçlarını karşılamaya çalışınca bizdeki hareket başlıyor.
Sonunda Amerika'da Oregon Portland'da yaşayan birileri borçlarını ödeyemedi diye İstanbul Türkiye'de doları ve avroyu daha pahalıya satın almaya başlıyoruz, varsa borsadaki varlıklarımız azalıyor, şirketlerimiz değer kaybedince onların kredi riskleri artıyor vs.
Küreselleşmenin kuralsızlıklarının yarattığı riskler, tehlikeler bunlar. Ve sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor, eğer döviz cinsinden borçlarınız varsa 'Yandık battık' diye ağlıyorsunuz, eğer şirketiniz halka açıksa ve borsanızla birlikte yüzde 20 değer kaybettiyse ve bir de yeni yatırım için dövizle borçlandıysanız birdenbire size borç veren bankayı kapınızda görebiliyorsunuz.
Ve bütün bunların sebebi, Amerika'da parası olmadığı halde ona ev kredisi veren bir şirket.
Yeni dünya işte böyle bir dünya.