Yılın olayı neydi?

Bitişine şükrettiğim 2007'nin iki olayı: Dink'in öldürülmesi ve Türk demokrasisinin askeri darbe gölgesine girmesi.

Âdettendir, gazeteler, dergiler yılın sonu geldiğinde o yılın muhasebesini
yaparlar ve kendilerince 'Yılın olayı', 'Yılın insanı' gibi şeyler seçerler.
Bana soracak olursanız bitirdiğimize şükrettiğim 2007'nin bir değil iki olayı vardı. Oluş sırasıyla söyleyeyim; Hrant Dink'in öldürülmesi ve Türk demokrasisinin yeniden askeri darbe gölgesine girmesi.
Hrant'ın öldürülmesi, sadece bir gazeteci öldürüldü diye, bu bir ırkçı cinayetti diye değil, aynı zamanda devletimizin içinde bu çeşit cinayetleri geçerli bir yol olarak görüp göstermeye devam eden bir 'yapı'nın apaçık ve bütün çıplaklığıyla ortaya çıkması yüzünden de yılın olayıydı bence.
Ayrıca Hrant'ın öldürülmesi doğrudan iç politikamızın o sıradaki en sığ ve en canlı tartışmalarımızın doğrudan göbeğine oturduğunu da unutmamalıyız. 'Hrant'ı milliyetçilik öldürdü' demiyorum ama milliyetçilik tekeline sahip olduğunu iddia etmenin gündelik siyasette bir pozisyon haline geldiği ülkemizde, son tahlilde ırkçı bir cinayetin işlenmesi, o siyasi pozisyon için de önem arz ediyor elbette.
Nitekim, cinayete tepki gösteren ve tepkisini cenazede sergileyen birkaç
yüz bin kişinin ırkçılığa karşı bir slogan olarak 'Hepimiz Ermeniyiz'i seçmesi, hemen kendi reaksiyonunu doğurdu, sağda solda 'Hepimiz Mehmetçiğiz' gibi pankartlar açılmaya başlandı.
İtiraf edeyim, Hrant'ın öldürülmesi sonrası çıkan tartışmaların içimizdeki ırkçılığı konuşmak ve ırkçılığın kötü bir şey olduğu konusunda basit bir konsensus oluşturmak için bir fırsat olabileceğine inandım bir süre saf saf. Şimdi anlıyorum ki, tam tersi cinayet ırkçılığın kutsanmasına dönüştü, içimizdeki ırkçı daha bir meşruiyet kazandı hepimizin gözünde.
Yılın bana göre öteki 'olay'ı da aslında çok farklı değil. Gözümüzü siyaset ve iktidar kavgası bürüdüğü için olsa gerek, Cumhurbaşkanlığı seçimini çok ama çok önemsedik. Bugün dönüp geçen yılın şubat-mart-nisan aylarına bakınca insana komik geliyor ama azımsanmayacak
kadar çok kişi o vakitler başı bağlı bir kadının Çankaya'ya 'first lady' olarak çıkması ihtimali yüzünden geceleri kâbuslar görüyor, gündüzleri günde on saat bu konuyu konuşuyordu.
Bu atmosfer o denli etkili oldu ki, Türk Silahlı Kuvvetleri aynı ay içinde gündelik iç siyasate tam iki kez ciddi müdahalede bulundu. Bunlardan ilki daha hafif geçti. Genelkurmay Başkanı'nın 12 Nisan'da bütün kuvvet komutanlarını da arkasına alarak yaptığı basın toplantısında, 'Biz sözde değil özde Atatürkçü bir cumhurbaşkanı istiyoruz' demesi, siyasete açık müdahaleydi, Meclis'in yapacağı seçime ipotek koymaktı. Sonra ikincisi geldi, 27 Nisan gecesi yayımlanan bir bildiri ile Türkiye
bir anda darbe atmosferine girdi.
Hemen söyleyeyim, ne Hrant Dink'in katil zanlısının ve onun başlıca azmettiricilerinin halen yargılanıyor olması ne de Genelkurmay'ın bildirisi sonrası yapılan seçimlerden başarıyla çıkılmış olması, geride kalan yılın bu iki önemli olayının etkilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Ne ırkçılık konusunda herhangi bir ilerleme, bırakın ilerlemeyi, herhangi
bir duyarlık yaratıldı bu ülkede ne de demokrasimiz güvence altına girdi,
bir daha darbe atmosferinde yaşamayacağımızın bir garantisi var.
Onun için diyorum, umarım gelen gideni aratmaz.