YÖK Başkanı'na ilk hediye!

YÖK Başkanı Özcan'a ilk hoş geldin hediyesi belli oldu: Selçuk Üniversitesi'nden Doç. Şahin Filiz'e soruşturma.

Yeni YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'a ilk hoş geldin hediyesi belli oldu: Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz hakkında açılan soruşturma.
Ne yapmış Doç. Dr. Filiz? Televizyonlara çıkmış, 'mahalle baskısı'ndan, 'mikrofaşizm'den söz etmiş. Buna karşılık fakültesi ne yapmış? Doç. Dr. Filiz'in devlet memuru olmasından hareketle, 'Şehir dışına izinsiz çıktığını' ve 'TV'lerde izinsiz görüş açıkladığını' söylemiş, soruşturmayı başlatmış.
Doçent doktor Şahin Filiz'in görüşlerine katılmayabilirsiniz, hatta o görüşlerden hiç hoşlanmıyor olabilirsiniz, onun görüş açıklamayı tercih ettiği gazete ve televizyonlardan da hazzetmeyebilirsiniz ama unutmayın Şahin Filiz bir akademisyen. İşi düşünce üretmek, bilgi üretmek ve mümkünse bunları yaymaya çalışmak.
Bu soruşturma, doğrudan bir akademisyenin akademik özgürlükleriyle ilgili. Ve bizim, bilim yapmak üzere üniversitede istihdam edilen bilim insanlarını 'devlet memuru' sayan YÖK yasamız sayesinde onları hoşa gitmeyen görüşler oluşturduklarında kolayca suçlayabiliyoruz.
Bu soruşturmayı yeni YÖK Başkanı'na bir 'hoş geldin hediyesi' diye nitelememin nedeni de, yeni başkan Prof. Dr. Özcan'ın 'Bilimsel özgürlüklere önem ve öncelik vereceğini' açıklamış olması.
Hatırlayın, geçmişte, dinle ilgili, Cumhuriyet tarihinde dindarlara yapılanlarla ilgili çalışmalar yapan, tezler yazan akademisyenler soruşturuldu, olabilecek en ağır ceza olan akademik unvanların geri alınmasına karar verildi, verilebildi. O insanların başlıca suçu, Atatürk'ü, Atatürk devrimlerini ve Cumhuriyet'in kimi uygulamalarını eleştirel gözle incelemek ve eleştirmekti. Zamanın YÖK Başkanı bu kişilerin tezlerinden bölümleri TV'lerde okuyup haklılığını kanıtlamaya çalışmıştı.
O zaman yapılan da, hoşa gitmeyen görüşler açıklayan akademisyenlerin akademik özgürlüklerinin sınırlanmasıydı, bugün yapılan da o.
* * *
Dün de biraz yazmaya çalıştım, biz türbanı ve katsayı uygulamasını konuşmaktan üniversitelerimizi konuşamıyoruz, üniversitelerimizin nasıl ceberrut yöntemlerle yönetildiğini, özgürlüklerin kalesi olması gereken üniversiteden her gün sansür haberlerinin gelmesinin nasıl bir tuhaflık olduğunu konuşamıyoruz.
Düşüncenin yasaklandığı bir üniversitede bilim falan olmaz, bunu anlayamıyoruz, kabul edemiyoruz.
Düşünceleriyle hayat geçiren insanlara devlet memuru kılıfı geçiremeyeceğimizi, geçirmememiz gerektiğini anlayamıyoruz.
Üniversitemizi 'yüksek lise'ye, YÖK'ü de alternatif Milli Eğitim Bakanlığı'na çevirmenin bu ülkeye nasıl bir bedel ödettiğinin ve gelecekte daha da fazlasını ödeteceğinin farkında değiliz.
'Fikri hür, vicdanı hür' nesiller yetiştirebilmek için önce fikri hür, vicdanı hür akademisyenlere ihtiyacımız olduğunu, her şeyin bizim hoşumuza gitmesi gerekmediğini anlamıyoruz, anlatamıyoruz.
Bakalım yeni YÖK Başkanı ne yapacak?
Gerçekten özgürlükçü başkan, YÖK'ün ortadan kaldırılmasını ister, onu düzeltmeye falan uğraşmaz. Çünkü sistem üniversite fikrine kökünden aykırı olduğu için düzeltilemez.
Üniversitenin bir babaya, ağabeye, veli/vasiye ihtiyacı yoktur. Üniversite üniversitedir ve öyle olabilmelidir.