YÖK'te yeni rüzgâr

YÖK, Özcan'ın gelişiyle yeni döneme girdi. Gerçekten özgürlükçü birinin ilk işi, YÖK'ü kaldırmaya çalışmak olmalı...

Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı'na Prof. Dr. Yusuz Ziya Özcan'ın getirilmesi, 90'lı yılların ortalarında Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün
YÖK Başkanlığı ile başlayan ve sonra da Prof. Dr. Erdoğan Teziç'le devam eden dönemin sonunun geldiğini gösteriyor.
ODTÜ'lü sosyoloji profesörü Özcan, Gürüz ve Teziç'ten epey farklı görüşlere sahip. Farklı görüşlerin en başında da, Gürüz döneminin ortalarından itibaren üniversitelerde sert biçimde uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağı hakkındaki düşünceleri geliyor Prof. Özcan'ın. Prof. Özcan, başörtüsü yasağının eğitim hakkının engellenmesi olduğunu açıkça söyleyen bir bilim insanı.
Prof. Özcan'ın YÖK Başkanlığı'na gelmesiyle başlayan süreç bu yönde devam edecek olursa, zaman içinde üniversitelerdeki türban yasağı uygulamasının hafiflemesini beklemeliyiz.
Bu böyle ama üzücü olan üniversitemizin başta gelen sorununun başörtüsü/türban yasağı olduğunu düşünmemiz ve yeni bir isim YÖK Başkanlığı'na geldiğinde onun üniversitelerimizi ilgilendiren başka herhangi bir konudaki değil de türban yasağıyla ilgili görüşlerini merak etmemiz.
Aslına bakacak olursanız, üniversitelerimizin gerçekten önemli sorunları sıralaması içinde türban yasağı bana göre bir hayli alt sıralarda yer alması gereken (ama yine de önemsiz olmayan) bir sorun.
Her şeyden önce, bugün başına Prof. Özcan gibi 'özgürlükçü'
olduğu söylenen bir kişinin atandığı YÖK'ün varlığının üniversitenin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel olduğunu kabul etmeliyiz. Prof. Erdoğan Teziç, YÖK Başkanı olmazdan önce özgürlükçülük/demokratlık terazisine vurulduğunda hiç de kötü bir yerde anılmazdı ama ne zaman ki YÖK'ün başına geçti, durum değişti. Kurum ve kurumun ürettiği 'duruş' Prof. Teziç'i eskisine göre bir hayli farklı bir yere götürdü. Acaba Prof.
Özcan da benzer bir değişimden geçecek mi? Umarım geçmez.
Bilimsel özgürlüğün önündeki yegâne engel YÖK'ün kurumsal yapısı da değil. Bir de YÖK yasasının kendisi var, üniversiteleri bir nevi yüksek lise olarak görüp ona göre konumlayan. O yasa yüzünden YÖK bir nevi ikinci Milli Eğitim Bakanlığı güç ve yetkisine sahip oluyor, o yasa yüzünden siyasi iktidarlar YÖK'e göz dikiyor.
Bu mantığı ve kurumun kişiyi ele geçirmesini sadece Erdoğan Teziç örneğiyle ele almamız gerekmez. Bakın Prof. Dr. Kemal Gürüz'e... Gürüz, Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Özal'ın isteği üzerine bir üniversite reformu tasarlamıştı, aslında bugün alıp o reformu uygulasak üniversiteyle ilgili sorunlarımızın önemli bölümü çözülür, o kadar iyi ve özgürlükçü bir reform talebidir bu. Ama gelin görün ki aynı Kemal Gürüz, bugün temel şikâyet konusu olan pek çok uygulamanın fikir babası ve başlatıcısıdır, üniversitelerin yüksek liseye dönüşmesinde, üniversite yönetimlerinin YÖK ile patronaj ilişkisinin de ötesine geçip biat ilişkisine başlaması onun döneminin eseridir.
O bakımdan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın kişiliğinin ve kişisel fikirlerinin ötesinde YÖK Başkanlığı'nın başka bir rolü var ve
o rol zamanla başkanı ele geçirebiliyor. YÖK'ün başına geçecek gerçekten özgürlükçü bir kişinin yapması gereken tek şey, YÖK'ün ortadan kalkması, en azından üniversiteler üzerinde merkezi kontrolünün tümüyle sona ermesi için çalışmaktır. Bu yapılmadığı zaman geriye ne özgürlük kalır, ne başka bir şey.
Yoksa türban yasağını yumuşatmak falan hikâye.