Yol yeniden Kıbrıs'a çıktı

Kıbrıs'ta AB kurumlarının inisiyatif almasını sağlamalı. Mesela, Annan Planı'nın adı, 'Solana Planı' olarak değiştikten sonra taraflarca onaylanabilir.

Baktım herkes çok şaşırmış, Türk basınına bakacak olursanız sanki Avrupa Birliği Türkiye'ye sürpriz yaptı ve Kıbrıs konusu yeniden gündeme geldi.
Oysa böyle değil. Bu köşede o yüzden 2002 yılında Annan Planı savunuluyor, savunmak ne kelime 'Bu bir son şanstır' deniyordu.
Eğer Türkiye, 2002 Aralık ayında Kopenhag'daki AB zirvesinde Annan Planı'nın altına imza atsaydı ya da 'Bu planı müzakere edip sonra da referanduma götürmeye hazırız' deseydi, bugün Avrupa Birliği'ne 1960 doğumlu Kıbrıs Cumhuriyeti değil 2003 doğumlu Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti üye olacaktı.
(Evet, Rumlar da evet oyu verecekti ya da hayır oyuyla AB'ye girmeyi de reddedeceklerdi.)
Eğer Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti AB'nin üyesi olsaydı, bugün konuştuklarımızın hiçbirini konuşmuyor olacaktık ve belki de tam üyelik müzakerelerine başlamış olacaktık.
Ama her şey nostalji kaldırır da siyasi tarih kaldırmaz. Daha doğrusu siyasi tarihte nostalji yapmanın pek bir anlamı yok. Bugün, işte olduğumuz noktadayız. Kıbrıs konusunda hayli geç de olsa Annan Planı'nı kabul edip Türk tarafındaki referandumdan da evet sonucunu çıkarttık ama bu arada bütün dünyanın gözünün içine baka baka yalanlar söyleyen Kıbrıslı Rumlar atı aldılar, Üsküdar'ı geçtiler, AB'ye adanın yarısıyla tam üye oldular.
Ve bugün Türkiye, eğer yapacaksa tam üyelik müzakeresini etrafında hâlâ tanımadığımız ve 'Rum kesimi' dediğimiz kişilerin de oturduğu bir masaya karşı yapacak. Bu masada her karar oybirliğiyle alınacak; yani 'Rum kesimi'nin de bize oy vermesi gerek.
Şu anda Rumlar mahçuplar. 'Tanınma'yı değil de, Gümrük Birliği'nin kendilerini de kapsamasını istiyorlar. Yarın, müzakere için Hükümetlerarası Konferans başladığında diplomatik tanınmayı da talep edecekler. Sonraki gün, herhangi bir önemli müzakere başlığının açılması ya da kapanması sırasında asker çekmeyi isteyecekler. Ardından başka bir şey, başka bir şey gelecek.
İşte 2002 sonunda bunları söylüyorduk ama adımız vatan hainine kadar çıktı. Bugün maalesef AB konusunda karşımıza çıkan bu gerçeklerle yaşamak zorundayız.
Ve üstelik Kıbrıs konusundaki bu sıkıntılı durum, Avrupa'daki Türkiye karşıtı ülkelerin ekmeklerine de yağ sürüyor. Yani, onlar da kendi taleplerini Kıbrıs sorunu yoluyla gündeme getiriyorlar.
Şurası çok açık: Türkiye, az önce tarif etmeye çalıştığım türden bir süreci sürdüremez.
O halde, Türkiye'nin bir oyun planının olması gerek. 17 Aralık'ı izleyen günlerde hızla devreye sokulacak bir oyun planı. Planın amacı belli: Kıbrıs sorununu çözmek.
Belki bugün hızla müzakere tarihi alma ısrarımızdan vazgeçip müzakere kararı ile yetinmek en doğrusu. Bir seremoni uğruna kendi ayağımıza çelme takmamalıyız.
Onun ardından da, yanımıza çekebileceğimiz bazı AB üyesi ülkelerin de ciddi yardımıyla Kıbrıs konusunda hemen yeni bir inisiyatifi harekete geçirmek, gerekirse son Annan Planı'nı değiştirmeyi de göze alarak adada yeniden referandum yapılmasını sağlamamız ve bu kez referandumların başarılı olmasını sağlamamız gerekiyor.
Belki Kıbrıs sorununun çözümü konusunda AB kurumlarının inisiyatif almasını sağlamak gerek. Mesela, Annan Planı'nın adı 'Solana Planı' olarak değişse ve ardından da adada onaylansa fena mı olur?