Zenofobi sokağa çıkınca

Zenofobi (yabancı korkusu) Türkiye'de hiç umulmadığı kadar yaygın bir 'duygu durumu.'

Eski Yunancadan gelen ve 'yabancı korkusu' anlamına 'zenofobi' Türkiye'de umulmadığı kadar yaygın bir 'duygu durum.' Bunun eğitimden sosyal çevreye, siyasi koşullanmadan ekonomik güçlüklere kadar pek çok temeli olabilir, bunları tartışmak için yazmıyorum bu yazıyı.
Bir gözlemim var: Bizde 'Leninizm'in 'L'sinin bile hapse atılmaya yettiği günlerde, Leninist söylemin en önemli kavramlarından biri olan 'emperyalizm' ve 'antiemperyalizm' kavramlarının devlet kodamanları tarafından kolayca benimsenmiş olması tesadüf olmasa gerek.
'Yedi düvele karşı savaşıp bağımsızlığı kazanmış olmak' o yedi düvelden sonsuza kadar korkmanın ve onları 'düşman' bellemenin altyapısı kuşkusuz. Bülent Ecevit ve yakın çevresi 70'li yıllarda Avrupa Ortak Pazarı için 'Onlar ortak biz pazar olmayacağız' derken antiemperyalist bir söylem içinde zenofobiklik yapıyorlardı aslında.
Aynı Ecevit yıllar sonra da misyoner faaliyetlerini MGK gündemine taşıdı.
24 Ocak 1980'e kadar Türk ekonomisinin tümüyle dışa kapalı olmasının ardında yatan da, taa Mareşal Fevzi Çakmak'ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde bu devletin genetik yapısına girmiş olan yabancı korkusu idi.
Turgut Özal, demokrasiden nasibini almamış ve yolsuzluklara bulanmış, pervasız yolsuzluğu sistem haline getirmiş bir siyasetçiydi ama bu ülke tarihinde çok önemli bir rol oynadı: Yabancı korkumuzu yenmemize yardımcı oldu.
Dışa açılma ve dış rekabeti göğüsleme sadece ekonomik bir şey değildi, bu ülkede milyonların yabancı korkusunu yenmesine, hatta yabancılara meydan okuyacak özgüvene sahip olmasına neden oldu.
Bugün ülkemizde kalabalık ama yine de sınırlı bir zenofobikler kümesinden söz ediyorsak, yani toplumun tamamı zenofobik değilse bunu Turgut Özal'ın başlattığı reformlara ve onun aşıladığı özgüvene borçluyuz.
Ama son 15-16 yıldır, özellikle de son altı yıldır Türkiye'de milliyetçilikle zenofobinin aynılaşmasını izliyoruz. 'Milliyetçi patlama'dan ziyade aslında zenofobiklerin su yüzüne çıkmaya karar vermesinden söz etmek gerek.
Yerleşik ve devlet katında yaygın milliyetçi söylem, zenofobik özellikler taşıyor ve kendisini 'milliyetçi' veya 'ulusalcı' olarak adlandıran 'sivil' söylem tarafından da aynen tekrar ediliyor.
Her meselemizin altında yabancı parmağı aramak bu söylemin temeli. 'Kürt sorunu'nu örnek alalım. Bu sorunun bir parçasının dış kaynaklı olduğuna kuşku yok, ayrılıkçı Kürt hareketinin mali kaynaklarının önemli bölümü Batı Avrupa ülkelerinde, 'terörle mücadele' bahanesiyle Irak'ı işgal eden Amerika, burada yerleşmiş PKK terör üslerine karşı hiçbir şey yapmadı, vs. Ama Allah aşkınıza söyleyin, bütün bu 'dış kaynaklı' şeyler olmasaydı bizim 'Kürt sorunu'muz olmayacak mıydı? 30'larda, 40'larda, 50'lerde, 60'larda, 70'lerde de Kürt sorunumuz yok muydu?
Bugünün zenofobiklerini, mesela geçen cumartesi Ankara'daki devasa mitingde yapılan kimi konuşmaları dinleyince insan Türkiye'nin Amerikan işgali altında olduğunu, AB maceramız olmasa ülkemizin güllük gülistanlık olacağını sanıyor.
Zenofobikin korkusu öyle derinden gelir ve o korkusunda öyle samimidir ki, çuvaldızı kendisine batırmayı hiç aklına bile getirmez. Ve zenofobik, kendisinden farklı düşünen herkesin vatan haini olduğuna canı yürekten inanır. Türkiye'de 'vatan haini' bolluğunun nedeni, zenofobiklerin bolluğudur.
Bir zenofobik 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi' diye bağırır, diğeri Trabzon'da rahip öldürür, diğeri her söze 'Karen Fogg çocukları' diye başlar, bir başkası Hrant Dink'i kurşunlar, bir grubu önce roman kahramanını mahkemeye verir ardından adliye basar, bir başka grubu Malatya'da üç kişiyi boğazlarını keserek katleder, biri 'Küresel güçler henüz Türkiye'yi tam etkisi altına almadı' der...
Bunların hepsi zenofobinin çeşitli dışa vurumlarıdır, kimi masum bir fikir tartışmasında kimi elde tabanca sokakta, kimi nutuklarda.
Ama bir bakıma zenofobiklerin su yüzüne çıkmış olması da olumlu bir gelişme.
Çünkü Türkiye'nin uzayda tek başına bir gezegen değil, dünyanın bir parçası olduğu ve o dünyayla eklemlenmekte olduğu gerçeği, geri döndürülemez bir süreç olarak ortada. Bu süreç geri döndürülemez olduğu için de zenofobikler rahat odalarından, koltuklarından kalktılar, açıkça mücadeleye başladılar.
Umarım bu mücadele barışçı siyasi bir mücadele olur, zenofobiklerimiz de bir (veya birkaç) parti çatısı altında çoğulculuğa katkıda bulunurlar.