Eğitim özgür olursa, toplum da özgürleşir

Türkiye sanayicileri vasatlıktan kurtulmak için örnek ülke olarak Finlandiya'yı seçti. Pisa'da birinci, dünyanın en mutlu vatandaşlarının yaşadığı ülkeler arasında beşinci olan Finlandiya'nın başarısının beş sırrı var. İş dünyasında kadın oranının artması, herkes için özgür eğitim, şeffaflık, mühendislik, hiyerarşisiz bir yönetim.

İş dünyasının son yıllarda büyük bir derdi var. Türkiye'nin saplandığı orta gelir tuzağından, bir anlamda vasatlıktan çıkmak...

1980'den sonra önemli bir atılım gerçekleştiren sanayici ve ihracatçılar, kilo başına ortalama 1.5 dolar olan ihraç ürünleri gelirini artık batı ülkeleri gibi 4.5 dolara çıkarmak istiyor. Çünkü dünyada fason üreten 1 kazanırken, Ar-Ge ve inovasyona dayalı üretim yapan 4 kazanıyor..

Katma değeri artırmak, ileri teknoloji ülkesi olmaktan, o da inovasyondan geçiyor. Bunun için Türkiye İhracatçılar Meclisi, üç yıldır Türkiye'nin çeşitli kentlerinde inovasyon haftaları düzenliyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden konuşmacılar getiriyor. Son toplantı bu hafta Adana'da gerçekleşti.

Bir ay önce de İstanbul Sanayi Odası "Vasatlıktan Kurtulmak" başlığı altında beyin fırtınası gerçekleştirmişti. TÜSİAD, TOBB gibi tüm işadamları örgütleri yoğun çaba içinde.

Yapılan son toplantıların ortak bir noktası var. Dünyanın en mutlu vatandaşlarının yaşadığı Finlandiya, örnek ülke olarak gündemde.

FİNLANDİYA’NIN BAŞARISINDA KADIN FAKTÖRÜ

Peki Finlandiya Türkiye için örnek olabilir mi? Başarı için attığı adımları Türkiye atabilir mi?

Önce neler yapmış bir bakalım!

İSO toplantısında başarının sırlarını Finlandiya Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Risto E.J. Penttila, Helskinki Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Hannele Niemi'den dinlemiştik. Bütün salonun hüzün ve gıpta ile dinlediği beş maddelik sırları şöyleydi:

- İlk madde kadınların iş gücüne dahil edilmesi olmuş. Dünyanın en fazla kadın yöneticisi Finlandiya'da.

- İkinci unsur sanayi. Pentilla, "Mühendis ülkesiyiz. Başbakanımız da bir mühendis. Ülkeyi, şirketini yönetir gibi yönetiyor" diyordu.

- Üçüncü unsur; herkes için eğitim.

- Dördüncüsü hiyerarşinin çok düşük olması. Bu ülkede her düzeyden insana en fazla iki telefonla ulaşılabiliyor.

- Beşinci unsur ise güven kültürü. Yine Pentilla'nın açıklaması şöyleydi:

"Ülkemizde yolsuzluk çok fazla yoktur, oldukça şeffafız."

EĞİTİM BEDAVA, EVE ÖDEV YOK

Finlandiya'yı başarıya götüren insan kaynağına ulaşmanın en önemli yolu tabii ki eğitim. Matematik, fen bilimleri ve okuma düzeyini ölçen Pisa sonuçlarında Finlandiya birinci sırada. Eğitim sistemindeki başarının sırrı da biraz detaylı olacak ama şöyle:

- Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7. Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor. Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Yani çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

- Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret. Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Yani eğitimin temeli özgürlüğe dayalı.

- Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar  not verme zorunluluğu yok. Öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

- Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

- Okulda öğrencilerin teneffüste geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

ÖĞRETMENLER ÇOK DEĞERLİ

- Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek yüzde 10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

- Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip.  Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

- Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okul. Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor.

- Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

En önemlisi Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek.

Kişi başına düşen milli geliri 36 bin dolar olan Finlandiya'nın mutluluk ve başarısının temelinde kadınlar, mühendisler ve  öğretmenler var...

Türkiye ise öğretmen mezun eden okulların sayısı artarken, öğretmenlerin iş bulamadığı bir ülke. Atanamayan öğretmen sorunu Türkiye'ye mahsus. Okullar birer ticarethane. Veli müşteri, öğrenci ürün olarak tanımlanıyor.

Mühendislik, bilim adamlığı cazip olmayan alanlar. Nobel alan bilim adamımız Aziz Sancak, Türkiye'de değil, bir ABD üniversitesinde çalışıyor.

Kadınlara gelince. İşgücüne katılım payı ne yazık ki yüzde 27-30 arasında değişiyor. Kadına verilen görev çocuk doğurmak, sayı da en az üç.

Etik, yolsuzluk, şeffaflık, hiyerarşi konularına girmiyorum bile.

Türkiye'nin ihtiyacı aslında sadece ekonomik değil kültürel bir dönüşüm. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan önemli bir saptamada bulunuyor:

"Dünyadaki son örneklerin de gösterdiği gibi, herhangi bir önemli sorunu çözmenin yolu, bize benzeyenlerden ziyade, benzemeyenlerle sağlanacak diyalog, müzakere ve işbirliğinden geçmektedir. Atalet ve vasatlığa sığınmanın bedelini bugüne kadar çok ağır ödedik."

Kutuplaşmanın derinleştiği sancılı bir seçim sürecinden çıktık. Bahçıvan'ın sözleri umarım adresini bulur!