Güney Afrika'dan alınacak çok ders var

Albie Sachs siyah hareketin içinde yer alan bir beyaz, bir hukukçu. Çözüm sürecinden sonra yeni anayasanın oluşturulmasına katkıda bulunmuş.

Adına ister İmralı, ister barış, isterse de AK Parti’nin tercih ettiği gibi çözüm süreci denilsin Türkiye çok önemli tarihi bir süreç yaşıyor. Umudumuz bu süreçten başarıyla çıkılması...

Sürecin en olumsuz yanı, toplumda genel bir uzlaşmanın hâlâ sağlanamaması. Kamuoyu desteğinin gerçek boyutlarının şeffaf bir şekilde bilinememesi.

İş dünyasından genel olarak destek büyük. Çünkü yatırımlar ve büyüme açısından çözümün gerçekleşmesiyle olumlu gelişmeler olacağı kesin. Ancak tüm sohbetlerde özellikle CHP’nin bu sürece katkı sunması bekleniyor. Oysa bu sürece olumlu bakan, KAGİDER Başkanlığı’ndan beri her zaman demokrasi ve barışın yanında yer alan Gülseren Onanç’ın başına gelenler umut kırıcı.

Bu olumsuzluklar arasında umut veren bir gelişme gündemde: Meclis Komisyonu’na üye vermeyen CHP, Ak Parti ve BDP’lilerle çözüm sürecini incelemek için Güney Afrika’ya gidiyor. Vekiller bu ülkede çözüm sürecinin en önemli adımlarından biri olan Hakikat Komisyonu’nu dinleyecek.

Heyet 30 Nisan’da yola çıkacakmış. Apartheid dönemi insanlık adına korkunç bir dönemdi. 20 yıl süren bu dönemde neler yaşandığını, bu günlere nasıl gelindiğini ırkçı yönetime karşı mücadelede kolunu kaybeden bir devrimciden aktarmak istiyorum.

Albie Sachs siyah hareketin içinde yer alan bir beyaz, bir hukukçu. Çözüm sürecinden sonra yeni anayasanın oluşturulmasına katkıda bulunmuş, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmış.

Deneyimlerini anlatmak için geçen yıl İstanbul’da FES, Küyerel, TESEV ve SODEV’in düzenlediği ‘Yeni Anayasa Yolunda Konferansı’na katılmak için gelmişti. Röportajlar yaptı... Özellikle Taraf’ta Tuğba Tekerek’le yaptığı söyleşide süreci çok açık yüreklilikle anlattı.

Bir gün de bizim konuğumuz oldu ve İstanbul’u gezdirirken yaşadıklarını kendi ağzından dinleme fırsatı buldum.

Sachs’ın işçi ve insan hakları mücadelesi 17 yaşında başlamış. İşkenceler ve tecritlerle sürmüş. Arabasına bomba konmuş, bir kolunu yitirmiş. Sachs, 300 yıllık beyaz hâkimiyetine karşı Mandela ile mücadele veren Güney Afrika’nın imkânsızı başardığını söylüyor. İlk aşamada Güney Afrika’da gerillaların silah bırakmadığını ancak silah da kullanmadığını, sürecin yavaş yavaş ilerlediğini anlatan Sachs, çözüm sonrası için ise çok önemli bir soruna dikkat çekiyor:

“Mücadele artık müzakerelerle sürdürülme boyutuna geldiğinde binlerce kişi silah bıraktı. Ancak ardından ekonomik sorunlar yüzünden bir kısmı çeteci oldu. Bu yüzden silah bırakacak olanların geleceği mutlaka düşünülmeli.”

Hakikat komisyonlarının sürece katkısını ise çok önemli bulan Sachs, arabasına bomba koyan kişinin de bu komisyona gittiğini söylüyor. Böylece siyahlar ve beyazlar arasında insani bir ilişki kurulduğunu ekliyor.

Sachs’ın sürecin başarısı için en önemli hatırlatması ise iyi bir anayasanın yazılması. Bugüne kadar 30 binden fazla kişinin öldüğü, kimi araştırmalara göre 1 trilyon dolar kaynağın silahlara harcandığı bu sorunun herkesi rahatlatacak bir çözüme kavuşması için güçlü bir demokrasiye ihtiyacımız var. Bunun yolu da ancak iyi bir anayasadan geçiyor.

Sachs’ın Tekerek’e söylediği şu sözler gerçekten çok anlamlı değil mi: “Çözümden sonra kolumun intikamını almak istediler. Ben ise ‘Güney Afrika’da demokrasi ve adalete sahip olursak bu benim yumuşak intikamım olacak. Kolumda güller, nilüferler yeşerecek’ dedim.”

Keşke mümkün olsa da vekiller Albie’yle de görüşseler. Onun anlatacağı çok şey ve çıkaracağımız çok dersar!