Hangisini baz alalım?

Yargıtay baz istasyonlarının şehir dışına taşınması kararı verdi. Taraflara göre karar kamu sağlığı açısından tehlikeyi azaltmadı, arttırdı.
Hangisini baz alalım?

Karadeniz’de bir köy... Köyün sakinleri ellerindeki taşlar, sopalar, demirlerle bir baz istasyonuna saldırıyor. Öfkeliler. Bir kadın “Kanser olmak istemiyoruz. Buraya mısır ektim, zehir yemek istemiyorum” diye bağırıyor.
Baz istasyonları giderek bağımlı hale geldiğimiz kablosuz iletişimin olmazsa olmazı. GSM ve 3G haberleşme sistemlerine cep telefonlarıyla ulaşılıyor. Özellikle kentlerde neredeyse her birimizin elinde ikişer telefon var. Abone sayısı 65.8 milyonu geçti. Dört yanımız ise kablosuz ağlarla örülü.
Gencinden yaşlısına adeta telefon bağımlısı olduk, sıcak sohbeti unuttuk. Dünyanın en önemli mesajını alacakmışız gibi gözlerimiz, ellerimiz telefonlarda. Telefonun çekmediği yerlerde ise sinir küpüne dönüyoruz.
Oysa telefonun iyi çekmesi demek çok güçlü ve yaygın baz istasyonu demek. Bu da yoğun bir radyasyon anlamına geliyor.
Uzun süredir zarar veriyor mu vermiyor mu tartışmaları süren baz istasyonları ile ilgili yaklaşık bir ay önce yargıdan bir karar çıktı. Baz istasyonlarının şehir dışına taşınması gerektiğine karar verildi.
Gelişmeler ne durumda diye baktım... Çıkan karar ne baz istasyonlarına karşı olanları ne de baz istasyonlarını savunanları memnun etmiş.
Baz istasyonlarına karşı çıkan ve bu konuda çeşitli araştırmalar yapan kesimlerden Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) baz istasyonlarının şehir dışına taşınmasının halk sağlığını korumayacağını savunuyor.
Gerekçesi ise şehir dışına daha yüksek güçte ışıma yapan istasyonların kurulma gerekliliği. Ayrıca uzaklık nedeniyle istenilen iletişim seviyesine de ulaşılamayacağını, bu yüzden baz istasyonlarının sayısının da artacağını iddia ediyor. EMO’nun önerileri şöyle:
Devlet baz istasyonlarının kurulduğu yerlere ilişkin denetimi arttırmalı.
Ortak baz istasyonu kullanımı zorunluluğu getirilmeli. Doğru noktalar tespit edilmeli.
Gereksiz telefon kullanımını özendirici kampanyaların yapılması önlenmeli. 

İletişim hakkı ihlali olur
Mobil Servis Sağlayıcı İş Adamları Derneği (MOBİLSAD) da doğal olarak karardan memnun değil. Haberleşme hakkının engelleneceğini öne süren Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin’in eleştirileri şöyle:
“Eğer baz istasyonları şehir dışına çıkarılırsa güvenlik birimlerinin terörle mücadele, kaçırılan veya kaybolan vatandaşlarımızın izini bulmak dahil, güvenlik açısından da ciddi sorunlar yaşanacak.”
Alkin’e göre baz istasyonlarının insan sağlığına zararı yok. Alkin, “Baz istasyonlarının değerleri AB ülkelerinin belirlemiş olduğu değerlerin de altında. Bu konuda ispatlanmış bilimsel çalışma söz konusu değil” diyor.
Kablosuz ağların ve cep telefonlarının yarattığı tehlike henüz bilimsel olarak ispatlanmasa da kimsenin içi rahat değil. EMO’nun önerisi haklı. Üç GSM şirketi Turkcell, Avea ve Vodafone’un rekabet yüzünden ayrı ayrı kurduğu baz istasyonları ortak hale gelmeli. Tüketici olarak ise cep telefonlarından da vazgeçemeyeceğimize göre tedbirli ve dikkatli olmakta fayda var. İşte birkaç öneri:
Çocuklarınızı cep telefonundan uzak tutun. Yatak odalarına cep telefonu almayın. Telefonunuzu kulaklıkla kullanın!

32 milyar dolarlık sektör
Alkin’in sektöre yönelik verdiği rakamlar sorunun çözümünün ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor. Sektöre yönelik birkaç bilgi: 

2011 itibariyle 66 milyon civarında GSM abonesi, Türkiye geneline yaygın 45 bin baz istasyonu var.
Türkiye’de bilgi ve iletişim sektörünün toplam büyüklüğü 32 milyar dolar. GSM sektörünün payı 15 milyar dolar.
Türkiye dünyanın en büyük dördüncü cep telefonu pazarı.
Bugüne kadar satılan cep telefonu sayısı 136 milyon adet.
Cep telefonu cihazlarına ödediğimiz toplam miktar 29 milyar dolar.
Her yıl Türkiye’ye ortalama 16 milyon adet yeni cihaz ithal ediliyor.

Hak verilmez alınır!
Türk Hava Yolları’nda (THY) eylem yaptıkları için işlerinden olan 305 çalışana ilişkin THY yönetiminin katı tutumu son derece şaşırtıcı ve ürkütücüydü. Onlara şimdi sağduyusu ve duyarlılığı ile tanıdığım Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da eklendi. Yıldırım dün yaptığı açıklamada THY’deki grevle ilgili mağduriyeti sadece çalışan değil, o gün gidemeyen 110 bin yolcunun da yaşadığını belirterek, “Çalışanlara hiçbir zaman duyarsız olunmaz, ama keyfiyet hiçbir yerde kabul edilemez. Bu sorumsuz davranışı azmettirenin, inanıp işe gelmeyenin hakkı hukuku konuşuluyor” açıklamasını yaptı. Yıldırım’ın sorumsuz davranış dediği sendikanın eylem hakkı. Dünyanın her yerinde sendikalı olup hak aramanın yöntemlerinden biri bu tür iş yavaşlatma ya da durdurma eylemleridir. Yani işçi üretimden gelen gücünü kullanır. Bu eylemler demokrasinin nimetlerindendir. Sayın Yıldırım ve THY yönetiminin bu işçilere yönelik tavrını son derece acımasız buluyorum. Ayrıca ürkütücü olan da şu: Zaten güçsüzleştirilmiş sendikaların hak arama mücadelesi zorlaşacak!