İş dünyasında orman kanunu var

Hak-İş Konfederasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Paçal çalışma hayatının kurallarını 'orman kanunu' diye niteliyor. "485'i işadamı olan Meclis'ten işçi yararına bir şey çıkmaz" diyor.
İş dünyasında orman kanunu var

Kıdem tazminatı, sendikalar yasası gibi değişmeyi bekleyen yasalar nedeniyle çalışma hayatı bir bekleme döneminde. İşverenler küresel rekabet için maliyetlerin düşürülmesi için bastırıyor. İşçiler ise bu baskılar karşısında dik durmaya. Bu sürecin kaybedeni ise doğal olarak sendikalar oluyor. Sendikal haklar birer birer tırpanlanırken, üye sayısı giderek düşen, yeni üye almakta zorlanan sendikalar ciddi bir ekonomik kriz tehlikesi ile karşı karşıya. Mustafa Paçal, 1976 yılından beri sendikacılık yapan bir işçi. 2007 den beri Hak-İş Konfederasyonu Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürütüyor. Paçal, Meclis’te 550 milletvekilinin 485’inin işadamı olduğunu ve bu yasaların savunucusu olduklarını söylüyor. “Sendikalar ise kasa, koltuk, kadro peşinde, artık bir araya gelip haklarımızı savunmalıyız” diye eleştiriyor. 

Çalışma hayatının sorunlarını özetler misiniz?
Türkiye’de kayıtdışı çalışma almış başını gidiyor. Taşeron işçilik almış başını gidiyor. İş kazaları almış başını gidiyor. Kıdem tazminatı haklarında geriye gitmeler konuşuluyor. İş yasası normlarına uyumlu olmayan çalışmaların haddi hesabı yok. Bunların hepsine baktığın zaman çalışma yaşamının ıstırap yaşamı haline geldiğini gösteriyor. 

Bu arada bir yandan kıdem tazminatı diğer yandan sendikalar yasası tartışması var.
Bunun aslında arka planını anlamadan öndeki tartışmalar yanıltıcı oluyor. Arkasında şu var: Uzun zamandan beri, istihdamı arttırıcı önlemler konusunda çalışma hayatında bir tartışma var. Bu işsizlik sorununu nasıl azaltabiliriz? İstihdamın üzerindeki maliyetleri nasıl azaltırız? Bu maliyetlerden bir tanesi asgari ücretin yüksekliği olarak gösterildi. Bölgesel asgari ücret talepleri gündeme geldi. İşverenlerin diğer yük olarak gösterdiği konu ise kıdem tazminatıydı. Bundan yakınan ise KOBİ’lerdi. 

Bir tasarı ortaya atıldı. Uzun uzun tartışıldı. Sonra kalktı. Neydi bu süreç?
Bir tasarı var. Bana da el altından geldi. Tasarı, hakları yarı yarıya düşürüyor. Başbakan’ın devreye girmesiyle derin dondurucaya konan bu tasarı ile bakanlık kendi muradını iş çevresinden aldığı talepler çerçevesinde sosyal taraflara açıklamış oldu. Ulusal istihdam stratejisi tabii ki çok elzem bir konu. Çalışma Bakanlığı ilk defa böyle bir stratejiyle kamuoyu önüne çıktı. Ancak konu kiralık işçi sorunu ile kıdem tazminatına takıldı. Şöyle bir bakış açısı var. Biz sosyal haklarda çalışanların kazanılmış haklarında daha fazla indirimler yaparsak bu istihdamın geliştirilmesinde potansiyel bir fayda sağlar. Bence sağlamaz. 

Neden sağlamaz?
Şöyle sağlamaz. Türkiye dünya ekonomi rekabetinde 61. sırada. Oysaki dünyanın 17. büyük ekonomisi. Ekonominin büyüklüğü ile aslında bir çelişki. Türkiye’den daha fazla rekabet gücüne sahip, ekonomisi büyük ülkelere bakın. Burada çalışanların sosyal haklarında bırakın dampinge giden, sosyal hakları daha güçlü ülkeler gelişmiş. Kişi başına yıllık verimlilik oranları güçlü olan ülkeler rekabette iyi sıralarda duruyorlar. Bu listede sosyal hakları zayıf ülkeler yok. Türkiye verimlilik oranlarını arttıracak, yeni iş planları geliştirecek inovatif yatırımlara yönelerek istihdam gücünü arttırmak zorunda. Türkiye’de endüstriyel ilişkiler kültürü yeniden tanımlanmalı. 

Türkiye’de endüstriyel ilişkiler kültürü neyi ifade ediyor?
Bizim iş dünyasında işletmelerin büyük bölümü ataerkil. Bir tane patron var başta, onun etrafında iki tane oğlu, onun etrafında da el pençe divan duran müritler var. Onun altında ise marabalar var. Bu işletmelerin rekabet edebilme güçleri ile kurumsallaşma yanları zayıf. KOBİ’leri izle kaç tanesi kuruluyor, kaç tanesi kapatılıyor. Çünkü kurumsallaşamıyorlar, gücünü arttıracak inovasyonları Ar-Ge leri yapamıyorlar. Yapamayınca da dönüyorlar hükümete bak diyorlar sen bu ekonomiyi nasıl büyütüyorsun? İhracatla. Sonra oy alıyorsun, seçiliyorsun. Sen beni desteklersen, istihdamın maliyetini düşürürsen, ben de seni desteklerim. Biz bu şekilde kıdem tazminatı yükünü kaldıramayız. Hükümet de bunun yolunu arıyor. Tasarıda görünüyor ki işin kolayı bulundu. Tam bir orman kanunu. Sorun şu: Biz dünya ekonomisi içinde daha fazla pay almak için bu kuralsızlıkları daha fazla mı yapmamız lazım yoksa kayıtlı çalışmayı arttırmamız mı lazım. 54 milyon seçmen var sadece 2 milyonu vergi mükellefi. Dolaysız vergilerle yaşıyorsun ve kırılgan ekonomi dediklerinde kızıyorsun. Ekonomi resesyona girerse vergiler düşer. 

Sendikalar Yasası ne aşamada?
Aynı çevreler şunu söylüyor: Biz ILO sözleşmelerinin kurallarını yapamayız. Peki bu sözleşmelerin altına neden girdiniz? Ülkenin beğenmediğiniz anayasası bile Uluslararası sözleşmeler iş hukukunun önündedir”diyor 90’ıncı maddede. Bu sözleşmelere rağmen biz haklarımızı kaybediyoruz. Hava işkolunda grev yasağı da bunu kanıtladı. Mevcut haklarımızın tehlikede olduğu bir ortamda bu yasanın çıkacağını nasıl söyleyebiliriz ki? Sendikal haklarla ilgili bekletilen yasa aslında matah bir yasa değil. ILO sözleşmelerini zaten kapsamıyor. Bizi öyle bir duruma mahkûm ettiler ki üç adım yürüyelim diyoruz. 

Sendikaların da fazla bir çabası yok gibi...
Sendikalar bakan, başbakan kapısında bekleyip hâlâ başaramadılarsa artık bir araya gelip ne yapılması gerektiğini konuşmalı. Eylem mi yapılacak genel grev mi yapılacak. Yıllardır birlikte mücadele ettiğimiz Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyeleri tutuklandı, biz binalarına kadar bile yürüyemiyoruz. 1 Mayıs’ı bile beraber yapamadık. Üstüne Hak-İş olarak biz Ankara’ya geldik bir de tuttuk bakanı konuşmaya çıkardık. Konuşacağı yer mi yok. Zaten bizim adımız yandaş sendikaya çıkmış. 

Yasa Eylül’de çıkar diyorlar...
Eylül’de çıkamaz. Meclis ekimde açılıyor. Terör için Meclis toplanmadı bu yasa için mi toplanacak. Meclis’te 550 vekilin 485’i işadamı. Bu yasa çıkmasın diye bakıyor. Milletvekillerinin yüzde 90’ı en az 50 kişi çalıştırıyor. Üç konfederasyonun da varlık nedeni sendikal hak ve özgürlükleri geliştirerek, çalışma sorunlarını kendi imkânlarımızla çözebilmektir. Bir sendikacı benim işim mi derse bunu kim savunacak. Bu haklar bize yeter diyen sendikacı olur mu. Türkiye kritik bir 4 yıla giriyor. Seçim dönemine. Neyle karşılaşacağımız belli değil. Bu yüzden bu yasaların çıkması zor.

Sendikaların derdi 3K
Yasanın gecikmesi ne gibi sorunlar getirdi?
2004 yılında bakanlık istatistik yayımladı. Buna göre üç konfederasyon da barajı aşmış durumdaydı. Sosyal Güvenlik Kurumu ise kayıtları güncelledi. Bu kanuna göre yetkilerimizin düzenlenmesi gerek. Sendika Yasası çıkmadığı için bu düzenlenemiyor. Sendikaların olmadığı yer sadece KOBİ’ler. Lobiyi onlar yapıyor. Aynı çevreler Türk Ticaret Kanunu’nu da kuşa çevirdi. 

Sendikalar niye daha aktif olamıyor?
Türk-İş Sendikal haklar iyileşirse Hak İş büyüyecek” diyor. DİSK ideolojik bakıyoruz, ben büyüyemeyeceksem Hak İş de büyüyemesin diyor. Oysa hangisi büyürse büyüsün yeter ki örgütlülük artsın. Sendikaların derdi koltuğu, kasayı ve kadroyu korumak. 3K formülü. Yukardaki kült o kadar işbirlikçi ki bunu aşacak, delecek alternatifleri çıkarmak gerek. Bunun önünü açarsak belirsiz durumlar ortaya çıkabilir diyorlar. Ama ehveni şer. 

Sendikalarda kasa hepsinden önemli galiba...
Aksine bir durum var. Sendikalar bu günlerde önemli bir kriz içinde. Hali vakti yerinde olan sendika sayısı 5-6’yı geçmez. Çünkü gelirler azaldı. Büyüyemiyor. Aidat yok yeni üye gelmiyor. Borçlar arttı.