Orantısız güç

Kriz kapitalizmin 'sosyalleşmeye' başladığı tartışmasını açmıştı, durum 'vahşilik' günlerinin döndüğünü gösteriyor.

Cenevre’de haziran başından beri emek dünyası için önemli bir toplantı sürüyor: Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 101’inci Çalışma Konferansı. 1 Haziran’da başlayan ve 185 ülkeden 4000’i aşkın delegenin katıldığı konferans yarın sona eriyor.
ILO, 1919 yılında kurulmuş bir örgüt. Birleşmiş Milletler tarafından kurulan örgütün amacı uluslararası insan ve çalışma haklarının iyileştirilmesi.
İnsan haklarına saygı, yeterli yaşam standartları, insanca çalışma koşulları, istihdam olanakları, ekonomik güvence gibi konularda standartlar getirerek sosyal adaletin sağlanmasını hedefliyor.
Yönetim kurullarında işçi, işveren ve hükümetler eşit olarak temsil ediliyor. Sözleşmeleri ve tavsiye kararları üye ülkeler tarafından kabul görüyor.
Konferansın konuları arasında ‘Gençlik İstihdamı’, ‘Asgari Sosyal Koruma’ ve ‘Çalışmaya İlişkin Temel Haklar ve İlkeler Bildirgesi’ vardı.
Bu konular tartışıldı ancak 86 yıllık ILO’da bu yıl bir ilk yaşandı. Ekonomi editörü Şebnem Turhan’ın yazdığı gibi konu grev yasaklarıyla ilgili dosyaların gündeme alınmasıyla ilgiliydi. Bunun gündeme alınmamasını isteyen işveren grubu boykot yaptı ve dediği oldu.
Bu sayede işçi haklarını ihlal eden ülkelerin gündeme alındığı Aplikasyon Komitesi toplantısı yapılamadı, 1926’dan beri uygulanan bir gelenek bozulurken, Türkiye’nin de aralarında olduğu 25 ülkelik kara liste konferansta gündeme alınamadı.
Toplantıya gitmeden önce görüştüğümüz Çalışma Bakanı Faruk Çelik, havacılık işkolunda gelen grev yasağının da etkisiyle tedirgin gittiği Cenevre’de ‘hoş bir sürprizle’ karşılaştı. Grev yasakları, toplusözleşme hakkının önündeki engeller, sendika üyesi olduğu için işten atılan işçiler, tutuklu sendikacılar ve kapatılan sendikalar nedeniyle zorlu bir savunmaya hazırlanırken, ‘aplikasyon komitesinin’ toplanmaması sayesinde bundan kurtuldu.
Çelik’in yorumu da şöyle oldu:
“Aplikasyon olmadığı için bu yıl ILO toplantısının bizim için pozitif bir seyir içinde geçtiğini söyleyebilirim.” 

Tehlike sinyali
Çelik, işveren örgütleri ve hükümetleri sevindiren bu ilk aslında tüm dünya çalışanları için tehlikeli bir sürecin de işaretini veriyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde kriz bahanesiyle sosyal haklar geriye gidiyor. Kölelik düzeyinde çalıştırılan Uzakdoğu’daki işgücü ile rekabeti bahane eden hükümetler güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaştırılması için yasalar çıkarıyor, düzenlemeler yapıyor.
Türkiye de bu ülkelerin içinde. ILO’nun kısa bir süre önce açıkladığı rapora göre Türkiye hak ihlallerinde Avrupa’da birinci. Sendikalı olmak imkânsız hale gelirken, bir gecede torba yasa ile grev yasaklanıyor. 305 kişi işsiz bırakılıyor. Yıllardır bu kurumda yetişen kalifiye çalışanlar tazminatsız ve geri dönüşsüz işten atılıyor. Eylem yapmak isteyenlere yasak getiriliyor. ILO’daki son gelişme gösteriyor ki sığınacak bir uluslararası liman da kalmıyor.
Dünyada sürekli artan işsizliğin rayından çıkardığı işçi-işveren ilişkilerinde işverene tanınan güç orantısız ve kontrolsüz hale geliyor. Kriz kapitalizmin ‘sosyalleşmeye’ başladığı tartışmalarını gündeme getirmişti. Oysa durum ‘vahşilik’ günlerinin geri döndüğünü gösteriyor.

Sanatçılara davet!
Haziran ayının 15 ve 16’ıncı günleri işçiler için tarihi öneme sahip. 1970’te dönemin hükümetinin ‘grev ve lokavt yasasının kaldırılmasına’ yönelik yasa hazırlığına tepki gösteren işçiler İstanbul, İzmir gibi kentlerde eylemlere başladı. 75 bine yakın işçinin katıldığı eylemler sonucu bakanlar kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandı. Sonunda yasa değişikliği iptal edildi. Ancak sendikalar ve özellikle DİSK bunun bedelini 12 Eylül darbesiyle ödedi. 15-16 Haziran’ın üzerinden tam 42 yıl geçmiş. Kalan bir avuç sendikalı şimdi yine grev hakkı için mücadele veriyor. DİSK bu yıl 15-16 Haziran’ı meydanlarda kutlamaya hazırlanıyor. Avusturya işçi marşı ile yapılacak yürüşüye sanatçılar davetli.