Şablonları bırakın Türkiye çoktan değişti

'Son 30 yılda bu topraklarda hayatlar değişiyor' diyen Ağırdır, bugünkü sorunların kökeninde bu değişimin ıskalanması olduğuna işaret ediyor.

Türkiye gün geçtikçe şiddetin normalleştiği, kutuplaşmanın en yetkili ağızlardan körüklendiği günler yaşıyor. Gezi olaylarından itibaren siyasetin zemini kutuplaşma üzerine oturtuldu. Ne oluyor? Türkiye nereye gidiyor?
KONDA Araştırma Şirketi ortaklarından Bekir Ağırdır, Gezi olaylarından beri bu soruların yanıtlarını vermeye çalışıyor. PERYÖN’ün 4-6 Kasım’da yapacağı ‘İnsan Yönetimi’ konulu bir konferans vesilesiyle bir araya geldik.
PERYÖN 42 yıl önce insan kaynakları alanında kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu. 3 bine yakın üyesi var. Bu üyeler 2.5 milyon kişiyi istihdam ediyor. Bu konferansı 21 yıldır düzenliyorlar. Uzman konuşmacılardan biri de Bekir Ağırdır.
Ağırdır, bir süreden beri Türki-ye’deki değişime dikkat çekmeye çalışıyor. TÜSİAD’ın son Yüksek İstişare Konseyi toplantısında da işadamlarına bu değişimi anlattı.
“Son otuz yılda bu topraklarda hayatlar değişiyor” sözleriyle başlayan Ağırdır, bugün yaşanan sorunların, sıkıntıların kökeninde işte bu değişimin ıskalanması olduğuna işaret ediyor.
Iskalayanlar ise hem siyasetçi hem medya hem de iş dünyası. Bu değişimi anlayabilmek için 40’a yakın çok farklı konuda ‘tuhaf’ araştırma yaptıklarını ekleyen Ağırdır, kamuoyuna açıklamadıkları bu araştırmaların ışığında şunları söylüyor:
Türkiye, Doğu ile Batı, Hıristiyanlıkla Müslümanlık arasında bir geçiş kültürünün ürünü. Sanayi toplumu şablonlarıyla açıklamaya çalışıyoruz her şeyi.
Bugün ister coğrafi, ister ekonomik sınıflar, ister kültürel kimlikler, isterseniz de hayat tarzları üzerinden bakalım, birden çok Türkiye var. Çeşitliliği, farklılıkları çok olan bir ülke bu.
Bunca büyük oy desteği sağlamış iktidar dahil hiçbir siyasi aktör kimlik politikalarını aşıp, dayandığı ekonomik, toplumsal ve kültürel tabanlarını aşıp diğerlerini de kucaklayan bir vizyon üretemedi.
Bugün iş dünyası ekonomik geliri 30-40 bin dolar olan 15 milyona üretim yapmaya alışmış. Diğer 60 milyon karşısına çıkınca şaşırmış durumda. Oysa akvaryum dışında yaşayan insanlar var.
En önemli sorun; devlet, yöne-tim ve hukuk sistemi hayatın ritmine ve ekonomik hayatın kapasitesine hiç mi hiç uymuyor.
Bu toplum örgütüsüz eyleme kalkışmaz, hak talebinde bulunmaz klişemiz var. Çünkü bugüne kadar hiçbir hak mücadelesi başarıya ulaşmamış. Oysa şimdi bu tüketici hakları, çevre konuları üzerinden kırılıyor.
Gelenekler değişiyor diyoruz, değişmiyor. Bayramlarda en çok kaza olan yer neresi? Bolu. İnsanlar tatile değil ailelerini görmeye gidiyor.
Gençler kariyer planlarını ailelerine göre yapıyor. Korku araştırması yaptık. Aileler çocuklarına yatırımı ileride kendilerine baksın diye yapıyor.
Gençleri Y kuşağı diye tek tip anlatamayız. 19 milyon genç var, sadece 2 milyonu Y kuşağı.
Ağırdır bu farklılıkların talepleri değiştirdiğini söylüyor. Bu nedenle toplumun eski zihniyetlerden koptuğunu anlatıyor. 2007’ye kadar toplumun taleplerine daha duyarlı olan AK Parti’nin ise ‘güçlü devlet, kalkınmış ekonomi ve dindar toplum’ hedefleriyle ‘yeni’ olma özelliğini kaybettiğini ekliyor.
Ağırdır, çarenin yeni bir anayasa olduğunu söylüyor ve ekliyor:
TÜSİAD üyelerine sordum. 30 yıldır logosunu değiştirmeyen, şirketini yeniden yapılandırmayan var mı diye. Yapmayan çıkmadı. O halde Türkiye de anayasadan başlayarak hukukunu, eğitimini, gelişen farklı değer setleri, hayat tarzları ve kimliklere göre yeniden yapılandırmalı. Bunu iş dünyası da talep etmeli.
Ağırdır’ın anlattıkları yabana atılamayacak gerçekler. Görev de yine siyasetçiye düşüyor.
Ancak gerilimden beslenen siyasetçilerin kulakları bu sağduyulu yorumlara açılır mı?
Bana çok zor görünüyor...