Siyasi partilere TEMA'dan doğa uyarısı

TEMA Vakfı siyasi partilere çevre ve doğa sorunlarına duyarlı olmaları için Ekosiyaset 2015 Bildirgesi hazırladı. TEMA Suriyeli mülteci dramının altında bile iklim değişikliğinin yattığını söylüyor.

Seçimler yaklaşıyor. Siyasi partiler her gün televizyonlarda vaatlerini sıralıyor. Kimi asgari ücret diyor, kimi gençlere eş arıyor. Hiçbirinin gündeminde doğa yok. 

Kamuoyuna yaptıkları çağrılarda yer almadığı gibi seçim bildirgelerinde de olayın vahametini anlatacak bir vurguya rastlamadım.
Oysa çevre ve doğayla ilgili sorunlar artık siyasal ve ekonomik hayatımızı çok yakından ilgilendiriyor.
TEMA Vakfı, 30 yıldır çevre ve doğa sorunlarını Türkiye'nin gündemine getiren bir sivil toplum kuruluşu. Siyasi partilere bu eksiği hatırlatmak için seçimler öncesinde bir Ekosiyaset 2015 bildirgesi hazırladı ve siyasi parti yetkililerine ulaştırdı.
Bildirgeyi TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, TEMA Vakfı'nın çiçeği burnunda yeni Genel Müdürü Doç. Dr. Barış Karapınar ve uzmanlarla bir araya geldiğimiz toplantıda dinledik.
Deniz Ataç, her seçim öncesinde bu çalışmayı yaptıklarını, siyasi partilere pembe gözlükleri çıkarma çağrısını tekrarladıklarını ekliyor. Konunun genellikle çok acil görülmediğini oysa git gide acilleştiğini belirtiyor ve "bu konu ötelenecek değil yaşamsal bir konu" çağrısı yapıyor.
Ataç "Doğanın oy hakkı yok. Biz de doğanın sesi olmak istiyoruz" diyor.
Genel Müdür Karapınar, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeliğinden TEMA Genel Müdürlüğü'ne geçmiş. Halen üniversitede kalkınma ekonomisi konusunda ders vermeyi sürdürüyor. Aynı zamanda da Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli üyesi.
Karapınar, iklim değişikliğinin bugün yaşanan ve her geçen gün bölgeyi tehdit eden Suriye ve mülteci sorununun temelinde yer aldığını söylüyor. Mülteci sorunu ile iklim değişikliğini nasıl mı bağlıyor? Şöyle :
“İklim değişikliği nedeniyle Suriye'de 2007 sonrası yaşanan kuraklıklar milyonlarca insanın şehirlere göçmesine yol açtı. Devletin sosyal güvenlik politikaları yetersiz kalınca bu bir stres kaynağı oydu. Bunun yarattığı siyasi kırılganlıklar da iç savaşın temel nedenlerinden biri oldu."

Gıda fiyatları artıyor

Karapınar, Türkiye’nin iklim değişikliği etkilerinin en fazla etkili olduğu Akdeniz çanağı içinde olduğunu hatırlatıyor.
Sera gazlarının artması nedeniyle yaşanan iklim değişikliği yüzünden sel ve kuraklık gibi felaketlerle de daha sık yüz yüze gelmeye başladığımızı anlatıyor.
Bunun sonucunda da tarım, turizm ve altyapı gibi sektörlerin doğrudan etkilendiğini aktarıyor.
Bu sorunun en önemli sonucu ise gıda fiyatlarının artması.
2007 yılından beri gıda fiyatları yaklaşık yüzde 300 artmış.
Karapınar, "bundan en fazla yoksul insanlarımız etkileniyor. Sıklaşan doğal afetlerde de her yıl birçok insanımızı kaybediyoruz” diyor.

Toprak yoksa, gıda da yok

Karapınar'ın verdiği bilgilere göre 13 yılda tarım alanlarının yüzde 9’u tarım dışı amaçlarla kullanılması nedeniyle kaybedilmiş. Her yıl Afrika gibi koca bir kıtada kaybolan toprak kadar toprak kaybediyoruz. Her 12 yılda 1 cm toprak erozyonla yok oluyor. Oysa toprak yoksa gıda da yok.
Karapınar, sürdürülebilir tarım tekniklerini yaygınlaştırıcı üretici desteklerinin tarım politikasının birincil önceliği olması gerektiğini vurguluyor.
Toprak kaybı gelecek için büyük tehdit. TEMA'nın çözüm önerisi Bafra, Çarşamba, Çukurova gibi verimli ovaların "tarımsal sit" ilan edilmesi.
Karapınar, Türkiye'nin geleceği için çok önemli bir uyarısı da şu:
"1960'larda Güney Kore, Tayvan'ın benimsediği kalkınma krenini kaçırdık. 1980'lerde Çin'in ihracat merkezli kalkınma modelini kaçırdık. 1990'larda bilişim teknolojisi trenini kaçırdık. Şimdi sürdürülebilir kalkınma trenini kaçırırsak 2030'da çok geri bir medeniyet oluruz. Bu treni kaçırmayalım. Yüzde 5-7 büyüsek bile geri bir medeniyet oluruz."
Yeni medeniyet anlayışı doğayla denge içinde yaşamak. Türkiye'nin yeni "çılgın projesi" bu olamaz mı?

---
Türkiye su fakiri

TEMA'nın bildirgesinde Türkiye’nin yaşamsal gerçekleri şöyle sıralanıyor:

• 1920’lerin başında arazilerimizin yüzde 56’sını oluşturan meraların oranı bugün yüzde 19’a gerilemiştir ve mevcut meralarımızın yüzde 70’inde bitki örtüsü zayıf ve verimsizdir.
• Türkiye’de 13 yılda 2,4 milyon hektar yani tarım arazilerimizin yüzde 9’u tarım arazisi kaybedildi.
• 2013 sonuna kadar Orman Kanunu’nun ilgili maddeleri ile 414.222 hektar ormanlık alanda madencilik, ulaşım, enerji, haberleşme, atık yönetimi ve benzeri amaçlı tesisler için izin verildi.
Türkiye’de 2020 yılında 5 milyon nüfus artışı olacağı tahmin edilmektedir. Eklenen nüfus için beslenmede en önemli kısmı tutan tahıl üretimi dikkate alındığında üretimimizin 1 milyon ton artması gerekecektir.
Bu durum, eğer verimlilik artışı sağlanamazsa, neredeyse Karabük büyüklüğünde yaklaşık 400 bin hektar tarım alanına daha ihtiyaç duyulacağı anlamına gelmektedir.
• Türkiye nüfusunun 2050 yılında 93-111 milyonu bulacağı tahminine göre 2050’ye doğru "su fakiri" bir ülke konumuna gelecek.
• Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne göre iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek olan Akdeniz Havzası’nda bulunan Türkiye’nin güneydoğu ve doğu bölgelerinde yüzde 20-40 arasında, iç ve batı bölgelerinde ise yüzde 40’ı aşan oranlarda yağışların azalacağı öngörülmektedir.