"Türkiye'nin Makinecileri" anahtar bizde diyor!

Türkiye kişi başına 10 bin dolarda takıldığı orta gelir tuzağından nasıl çıkacak? İhracatta hızla büyüyen makine sektörü "bu tuzaktan kurtuluşun anahtarı bizde" diyor. Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran, "Türkiye'yi orta gelir tuzağından makine sektörü kurtarır. Vasatlıktan çıkışın adresi de biziz. Ekonomi yönetimi uzattığımız eli tuttuğunda, önemli işler başaracağız" diyor.

Dünya mal ihracatı tablosunda, petrol ve doğalgazdan sonra ikinci sırada 2.9 trilyon dolarla, makine sektörü geliyor. Makine sektörü Türkiye imalat sanayiinde de ilk sıralarda yer alıyor. İhracat artışı diğer sektörlerde beş yılda yüzde 48 civarındayken, makine ihracatında bu oran yüzde 68 olarak gerçekleşti. Yani makine sektörü orta gelir tuzağına saplanan ve yeni bir hamleye ihtiyaç duyan Türkiye ihracatı için kilit sektörler arasında.

Makine sektörü temsilcileri de bir süredir bu gerçeği anlatmak için çaba harcıyor. Türkiye Makine Tanıtım Grubu ile önemli sanayicilerle "tıkır tıkır" sloganlı kampanya yapan ihracatçılar, yeni bir strateji belirlediler. Kendilerine "Türkiye'nin Makinecileri" adını veren ihracatçılar, yükselen yıldızlı yeni logolarını da Milano'da açıkladılar. Milano'da açıklamalarının nedeni ise 4 yılda bir düzenlenen Uluslararası Tekstil ve Konfeksiyon Makineleri Fuarı ITMA’ydı.

 

Fuara bu yıl 135 firmayla çıkartma yapan makinecilerin basın toplantısı için biz de fuardaydık.

Makinecilerin reklamları sadece fuar alanında değil, Milano'nun her yerinde karşımızdaydı.

Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran ve yönetim kurulu üyeleri, düzenledikleri sohbet toplantısında sektörün gelecek hedeflerini ve yeni logosunun ardındaki felsefeyi anlattı.

Dalgakıran, makine sektörünü her hangi bir sektör olarak görmenin hata olduğunu söylüyor. Türkiye'nin orta gelir tuzağından kurtulma reçetesinin katma değeri yüksek ürün üretmek olduğunu hatırlatıyor. Makineciler olarak amaçlarının Türkiye'yi yurtdışından teknoloji ithal eden bir ülke olmaktan çıkarmak olduğunu ekleyen Dalgakıran, "vasatlıktan kurtulmanın adresini" de makine sektörü olarak gösteriyor. Dalgakıran yeni felsefelerini de şöyle anlatıyor:

"Makine sektörü katma değerini artırırken, tüm imalat sanayiini peşinden sürüklüyor. Gelecek döneme ilişkin hedeflerimizi ve kararlılığımızı somutlaştırmak için de sembolik bir adım atmak istedik. Yeni logomuz; cesareti, açık sözlülüğü, adanmışlığı ve saygıyı temel değerleri olarak benimsemiş olan 'Türkiye’nin Makinecileri'ni bu ülkeden yükselen ve dünyaya ışık veren bir yıldız olarak simgeliyor.”

Dalgakıran'ın konuşmasından diğer önemli notlar ise şöyle:

-- Makine sektöründe ihracatın ithalatı karşılama oranı son 12 yılda yaklaşık 2 katına çıktı.

--  200'den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. 8000 firmamızda 20 bine yakın çalışan var. Ancak 50 yılı aşmış 112 firmamız var.

-- Türkiye'de hala ithal ürüne ilgi var. Bu duyguyu yenmek zorundayız. Büyük bir ticaretin olduğu alandayız. Rusya, İran, Çin bu sektörü ciddi anlamda destekliyor.

-- Çin 10 yıl önce 3 milyar dolar ihracat yapıyordu, bugün 400 milyar dolar.

-- Biz de iddialıyız. 2023'deki 500 milyar dolar ihracat hedefini tek başımıza gerçekleştirebiliriz. Bunun için yeni bir yol haritası belirliyoruz.

Peki sektör bu iddialı hedefe nasıl ulaşacak? Dalgakıran bu sorunun yanıtını da şöyle veriyor:

“Makine sektörü üretim kültüründe bir dönüşüm gerçekleştirerek; teknoloji ve inovasyonda Türkiye’ye sınıf atlatacak. Bunun için yeni dönemde sadece üretime değil, Türkiye’deki üretim kültürünü dönüştürmeye de odaklanacağız. İşe eleştirel aklın yerleşmesi için hayata geçirdiğimiz projelerle başladık."

Dalgakıran, sektörün devletten beklediği destekleri de şöyle sıralıyor:

-- Gelişmiş bölgelerde arazi tahsislerinde yatırım avantajı.

-- Kamu ihalelerinde yerli makine alımına öncelik, AR-GE yatırımlarına özendirmek amacıyla devlet desteklerinde ayrıcalık.

-- Ölçek ekonomisini geçişi kolaylaştırmak amacıyla KOBİ’lerin yapısına uygun bir marka desteği.

-- Sektörün rekabetçiliğini artırmak üzere uzun vadeli finansman ve mesleki eğitim programlarının yeniden gözden geçirilmesi.

Dalgakıran, Türkiye'nin hizmet ve inşaat sektörleriyle sürdürülebilir bir büyüme yakalayamayacağına da dikkat çekiyor ve şunları dile getiriyor:

"Biz, devletin yapması gerektiği halde yapmadığı şeyleri istiyoruz. Bir örnek vereyim. Uzakdoğu'dan yüzde 3 gümrükle mal alıyoruz. Oraya yüzde 30 gümrükle satıyoruz. İsyan etmemek mümkün değil. Teşvik sistemi sanayinin orta ve yüksek katma değere yönelmesini teşvik etmiyor."

"ÖĞRENCİ ÜNİVERSİTEYE YORGUN GELİYOR"

Sektörün en önemli sorunlarından biri de nitelikli insan kaynağı. Sektörün asgari ücretin artması ile ilgili bir sorunu yok çünkü asgari ücretle çalışan yok sektörde. Ancak nitelikli ara eleman ve teknik eleman bulunamıyor.

Dalgakıran, boş zamanlarında mühendislik fakültelerinde konuşmalara katıldığını belirtiyor ve gözlemlerini de şöyle anlatıyor:

"Üretime meraklı bir nesil yetiştiremiyoruz. Öğrenciler eğitim sistemi yüzünden üniversitelere yorgun geliyor. Kültür önemli. Japonya'da ilahi memnuniyetsizlik var. Ne yapsalar daha iyisinin peşine düşüyorlar. Çocuklara mühendis nedir diye soruyorum cevap yok.En çok neyi merak ediyorsunuz diyorum, merakları yok, Rusya her yıl 100 bin mühendis yetiştirmeyi stratejik bir karar olarak uyguluyor. Gerekirse dışardaki insan kaynağını, yani bilgiyi Türkiye'ye getirmeliyiz. Beyin avcılığına destek istiyoruz!"

Dalgakıran lafını sakınmayan bir işadamı. Eğitimin, inovasyonun artabilmesi için özgür düşüncenin önemli olduğunu açıkça belirtiyor. Eleştiri ve farklı düşüncelerle gelişimin olacağına inanıyor.

Türkiye'de bir türlü yeşeremeyen bir kültür bu. Ancak Türkiye dünyada birinci sınıf ülkeler arasına girecekse, bu kültür "ya yeşerecek ya yeşerecek!"

Başka yolu var mı?