AB lider mi, yoksa hizmetçi mi seçecek?

Geçen hafta AB liderleri, aralıktaki 'Kopenhag İklim Değişikliği Zirvesi'nde Avrupa'nın ortaya koyacağı önerileri tartışmak üzere bir araya geldi. Fakat toplantı salonunun dışında ve birçok koridorda insanları asıl heyecanlandıran konu başkaydı.

Geçen hafta AB liderleri, aralıktaki ‘Kopenhag İklim Değişikliği Zirvesi’nde Avrupa’nın
ortaya koyacağı önerileri tartışmak üzere bir araya geldi. Fakat toplantı salonunun dışında ve birçok koridorda insanları asıl heyecanlandıran konu başkaydı. Avrupa Birliği’nin ilk başkanı kim olacaktı?
Muhtemelen birkaç gün içinde Çek Devlet Başkanı Vaclav Klaus, Lizbon Anlaşması’nı imzalayacak. Anlaşma, AB’yi daha demokratik ve etkin kılmayı amaçlayan yeni dahili kurallarla dolu. Fakat bütün dikkatlerin çevrildiği tek husus, AB’nin altı ayda bir el değiştiren dönem başkanlığı geleneğine son verecek olan yeni AB başkanlığı makamı. Çok da geç olmayan bir vakitte, ABD Başkanı Obama ve Çin lideri Hu Şintao’nun yanında üçüncü figür olarak poz verip, kilit önemdeki
küresel meseleleri tartışacak kişi kim olacak?
Yorumcuların çoğunluğu bu kararın kasımda yapılacak özel bir AB zirvesinde alınmasını bekliyor. O zamana dek bütün dedikoduları ve spekülasyonları takip edebilirsiniz. Size, AB’nin karmaşık karar alım süreçlerine dair kısa bir rehber sunmak isterim.
Birincisi, geçmiş deneyimlere dayalı olarak, yeni başkan olmak isteyen herkes, aday olmadığını kamuoyu önünde resmen açıklayacak (bu arada muhtemel adaylar listesinde hiç kadın yok). Çünkü böyle yaparsanız, nihai oyun başlamadan önce bertaraf edilmeniz neredeyse kesin. İkincisi, adayın doğru siyaset ailesine mensup olması önemli. Parlak bir liberal veya sosyal demokrat olabilirsiz, fakat bu defa en büyük aile durumundaki Hıristiyan demokratlar göreve göz dikmiş görünüyor. Sosyal demokratlar ise Avrupa jargonunda yüksek temsilci denen, daha yalın bir şekilde söylersek AB Dışişleri Bakanlığı anlamına gelen diğer yeni makamı alacak. Bu makam, halihazırda AB’nin dış politikasıyla ilgilenen üç kıdemli AB yetkilisinin yerini alacak. Bırakın Yeşilleri, Liberaller bile bu yeni görevlerden birini alamayacak kadar küçük. Yani gelecek haftalarda sadece önde gelen Avrupa Hıristiyan demokratlarının isimlerinin zikredildiğini duyarsanız şaşırmayın. Üçüncüsü, sadece tartışmalı konularda fazla açık sözlü görülmeyen eski veya faal başbakanların şansı var. Ortayolcu olmak, bu koltuğa oturmak bakımından büyük bir avantaj.
Oyunu belirleyen ve öyle ya da böyle yeni bir papa seçiliyormuş izlenimi veren bütün bu yazılı olmayan kuralların dışında, kilit mesele bir liderin mi, yoksa bir hizmetçinin mi tercih edileceği. Diğer bir deyişle, 27 AB lideri Avrupa’nın gelecekte güçlü bir lider tarafından temsil edilmesini mi, yoksa AB adına karar hakkını kendilerine saklayıp zayıf bir başkanı toplantılarını düzenlemek ve aldıkları kararları uygulatmak için kullanmayı mı istiyor?
Hangisini istediklerine kendileri karar verecek.
Birkaç hafta öncesine kadar Tony Blair bir numaralı aday gibi görünüyordu. Artık öyle değil, çünkü yanlış siyaset ailesine (sosyal demokrat) mensup ve tartışmalı bir maziye (Irak işgali) sahip. Fakat en önemlisi: Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile Alman Başbakanı Merkel’e hükmedebilecek kadar güçlü bir lider. Böyle olmasını istemiyorlar. Böylece bir başka kategoriye ulaşıyoruz: AB’deki güçlü liderlerin dediğini yaptırabildiği ve küçük ülkelerden gelme Hıristiyan demokratlar. Buna en uygun isimler: Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker ve Hollanda ile Belçika’daki muadilleri, yani sırasıyla Jan Peter Balkenende ve Herman van Rompuy. Korkarım ki Juncker Fransa ve Almanya tarafından fazla kararlı ve hevesli görülüyor,
o yüzden de göreve sandıkları gibi uygun değil. Yine korkarım ki sonuç Balkenende veya Van Rompuy olacak. Elbette hoş ve dürüst adamlar, fakat AB’nin küresel düzeyde daha etkin ve görünür bir rol oynayabilmesi için gerek duyduğu türde şahsiyetler değiller. AB’nin bir lidere ihtiyacı var, fakat muhtemelen sonuç bir hizmetçi olacak.