Sertlik yanlıları bayram ediyor

Kürt sorununu çözme mücadelesinin, bir tarafında Türklerin diğer tarafında Kürtlerin bulunduğu bir kavga olmadığını geçmişte çeşitli münasebetlerde dile getirmiş uzmanlardan biri de benim.

Kürt sorununu çözme mücadelesinin, bir tarafında Türklerin diğer tarafında Kürtlerin bulunduğu bir kavga olmadığını geçmişte çeşitli münasebetlerde dile getirmiş uzmanlardan biri de benim. Bu, bir tarafta siyasi bir uzlaşma sağlamaya istekli olan Türkler ve Kürtlerle, diğer tarafta bir çözüm bulunmasıyla ilgilenmeyen Türkler ve Kürtler arasında verilen zorlu bir mücadele. Türkiye’de son birkaç haftadır yaşananlar, ılımlılar bir anlaşma sağlamaya yaklaştığında ihtilafın iki tarafındaki radikallerin bu süreci enkaza çevirmek için ellerinden geleni yaptığını belirten ihtilaf teorisinin ders kitaplarına girecek bir örneği. Bunu daha önceden Kuzey İrlanda’da, Batı Şeria’da ve İsrail’de gördük.
Şimdi aynı sürece İzmir, Tokat, İstanbul ve Ankara’da bir kez daha tanıklık ediyoruz.
Anayasa Mahkemesi’nin Demokratik Toplum Partisi’ni veya DTP’yi kapatma kararı, kısa
süre önce hükümet tarafından başlatılan uzlaşma sürecini durdurmak için herşeyi yapmaya hazır Türklerle Kürtler arasındaki hain koalisyonun harekete geçirdiği süreçte yere düşen son domino taşı. Peki asıl suçlular kim?
Herşeyden önemlisi, sorumluluk muhalefet liderleri Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’ye düşüyor. İki lider de, iktidar partisi alevleri söndürmeye çalışırken ateşe kasıtlı olarak benzin dökmeye devam etti. Klasik milliyetçi sözlüğünden büyük sözcükleri kullandılar: Kürt girişimi bir ihanetti, AKP’yle teröristler arasında yapılmış bir anlaşmaydı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkımına yol açacaktı. İki lider de bu mesajı ülkenin kafasına tekrar tekrar kazıyarak hükümeti köşeye sıkıştırabileceklerini ve projeyi durdurmaya zorlayabileceklerini biliyordu. Tüm bunların üzerine, bir nefret ve şüphe atmosferi yaratmak için fiziksel şiddet teşvik veya organize edildi. Tüm bunlardan çıkan rahatsız edici sonuç, bu göz korkutma politikasının işe yaramış olması. Anketlere katılanların neredeyse yüzde 50’si AKP’nin büyük bir hata yapmakta olduğunu düşünüyordu.
Bir diğer suç ortağıysa PKK lideri Abdullah Öcalan. 1999’da yakalandığından beri Öcalan’ın tek bir amacı var: Türk devletinin bir anlaşma sağlaması gereken lider olarak kalmak. Başarılı bir demokratik girişim bu hayallerin sonu anlamına gelecekti. İşte bu yüzden askerler tekrar öldürülmeye başlandı, durumlarından memnun olmayan gençler polise taş atmak için biraraya getirildi ve sonunda DTP’deki ılımlılar da bir kenara itiliverdi. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk gibilerin trajedisi, önce ‘yoldaşları’, sonra da Anayasa Mahkemesi yargıçları tarafından iki kez bıçaklanmış olmaları. Fakat onlar da muazzam hatalar yapmadı mı? Evet, yaptılar. Öcalan’ın
azami taleplerini destekleyerek partiyi Öcalan’ın ellerinden kurtarabileceklerini düşündüler ve AKP süreci yavaşlattığında sabırlarını kaybettiler.
Tam da bu noktada üçüncü suçlu devreye giriyor. Her ne kadar AKP’nin hataları muhaliflerinin engelleyici politikaları yanında hiç kalsa da, açık ve görünür çözümler getirmeden girişimi bunca zaman sürüncemede bırakması yanlıştı. Hükümet, muhalefetin ne kadar kararlı ve başarılı olduğunu, DTP’nin desteğine de ne kadar az güvenebileceğini görünce korktu.
Bu noktadan sonra olabilecek en kötü şey, sokaktaki Türklerle Kürtler arasında daha fazla kutuplaşma yaşanması. Böyle bir durum sadece CHP ve MHP saflarındaki haklılık hissini güçlendirir ve muhtemelen Erdoğan’a da, bir sonraki seçimlerde ayakta kalabilmek için hızla geri adım atması gerektiğini düşündürür.
Yaşanan tüm olaylara rağmen ben hâlâ, Türklerin ve Kürtlerin çoğunluğunun bu yoldan gitmenin bir felâkete yol açağının farkında olduğuna inanıyorum. AKP liderliğindeyse, ülkenin son derece ihtiyacı olan demokratik açılımı sürdürmek için gereken cesaretten biraz daha kalmış olmasını umuyorum.