401 darbe

Hepinize kafadan selamın hello sevgili izleyiciler. Bülent Ersoy'un bir frikiği bu hafta yine magazin programlarının çamurlu suyunu bulandırdı da bulandırdı.

Hepinize kafadan selamın hello sevgili izleyiciler. Bülent Ersoy'un bir frikiği bu hafta yine magazin programlarının çamurlu suyunu bulandırdı da bulandırdı. Ben açıkçası çok da frikiklik bir durum göremedim. Bir kere bu noktada frikiğin tanımını tekrar yapmamız gerekiyor sanırım. Nedir bu frikik? Mesela 'Paris Hilton'un frikiği' dediğimiz zaman artık bizim için frikiklik bir durumun ortada olmadığını görebiliyoruz. Keza zaten yıllardır frikikli videosu elden ele, o monitör senin bu monitör benim dolaşmış bir dünnnnya güzeli Paris'in, artık görmediğimiz bir tek gastroentestinal ayrıntıları var -ki onlar da herkeste üç aşağı beş yukarı aynı. Yine bundan haftalar önce de Hürriyet'in sitesinde daire içine alarak yayınladığı bir Hülya Avşar frikiği var mesela... Hepimiz nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi bu frikikte bir kez daha hatırlamıştık. Eh şimdi böyle daire içine almalı, mozaiğin bile yetişemediği frikiklerden sonra Bülent Ersoy'un memesi bizi kesmiyor. Aslında tamamını görsek belki keser. O kadar da sığ olmamak lazım.
***
Tayyip Bey'in çoraplarını gördünüz mü? Ben gördüm. Görmekle kalmadım, çoraplara hayran oldum. Görmeyenler için 'çıkan kısmın' özeti. Tayyip Bey'in çoraplarında RTE yazıyor. Ne yazacaktı? DSİ mi, TSK mı, ASKİ mi yoksa İSKİ mi? Bence her bürokrat, her devlet adamı çoraplarına adını yazmalı. Sabah herkes kendi çorabını kolayca bulabilsin diye yapılan bu uygulamayı ayakta alkışlıyorum. Çorap demişken, geçtiğimiz hafta Türkiye'ye gelen Dünya Bankası ana beyni Paul Wolfowitz'in bir camiyi ziyareti sırasında çoraplarındaki patates dokusunu ve o burun nahiyesinden fırlayan başparmağını gördünüz değil mi? Yılda 391 bin dolares maaş alan koskoca Dünya Bankası'nın amirinin çorapları aynı Çöpçüler Kralı modeli... Amerikalı tüm ayarlamaları yapmış ama olmamış. Bir de halı almaya halleniyor Wolfowitz, orada da parası çıkmıyor, yanındaki şoföründen "Abi bi yüz milyon atsana!" diye takılıyor. Vay anam vay. Hatta kısaca abovv! Paul Wolfowitz olaylardan sonra "Hakan Peker kadar yakışıklı abim, ceylan gözlü ablam bozuk paran var mı?" bile demiş olabilir. İşin kötüsü, dese onu da alacak. Ne pis konuymuş bu ya? Peki bu olaydan sonra Türk çorapçılarının (Çorap Sanayicileri Derneği) adamcağıza 12 çift çorap gönderme çabasına ne diyorsunuz? Amaç neymiş? Türk çorabının kalitesine dikkat çekmekmiş... Hadi ya! Ben yıllardır burun topun takviyeli Tıknaz marka çorap giyiyorum. En son geçen yaz rahmetli Türkmenbaşı kaliteli Türkmen donlarına dikkatimi çekmek için bana 12 koli Dono marka kaliteli Türkmen donu yollamıştı. Şu anda da altımda bir Dono var. Bu donlar o kadar kaliteli ki sadece donla oturarak bütün yazıyı yazabiliyorum. Belki Türk doncuları da birleşir ve bana ennnnn kaliteli yerli malı donlardan yollar. Hepinize donsuz geceler!
Bu arada Bülent Ersoy paracıklarını Dünya Bankası'na mı yatırıyordur acaba?
***
Geçen gün Helin Avşar'ı Paris Hilton'a benzetmişler. Ama kimse hangi bağlamda benzettiğini yazmamış. O yüzden Helin Avşar da "Ben Helin'im işim gücüm var" gibisinden açıklamalar yapmak zorunda kalıyor. Öyle zor günler geçiriyoruz ki, birisini Paris Hilton'a benzetmek hakaret mi yoksa övgü mü belli değil. Belki de aklı evvel magazeteciler (Böylesi yeni kelime ayaklarını Perihan Hanım yapınca oluyor, bende sakil duruyor), Helin Avşar'ın vücudunu Paris Hilton'un mükemmeli bir puanla kaybetmiş o varoluşuyla denk gördü. Kim bilebilir. Bu arada gazetelerin internet sayfaları videolu haber vb. yayınının da başlamasıyla çok enteresan erotik siteler haline geldi. Artık abazanlıkla magazetecilik arasında çok ince bir çizgi var. Bunu hepimiz görüyoruz.
***
Gelelim yeşil devrime... Sizce AKP Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan, "Ara devrim olmaz. 'Turuncu devrim', 'pembe devrim', 'sarı devrim' gibi devrimler olmaz. Devrimlerin rengi ya yeşildir ya da kırmızıdır" derken ne demek istedi? Bence Çalışkan yeşil devrimden dolar devrimini vurgulamış olabilir. Ya da yeşil devrim diyerek ünlü çetecilerimizden Yeşil'in kirli sakallı modern bir insan gibi göründüğü o güzide vesikalığına tapmaktan bahsetmiştir. Ya da yeşil devrim, bize gelmekte olan vejetaryen devrimden, sebze devriminden bahsediyordur. Tam bilemiyorum belki de yeşil devrim, herkesin parklarda bahçelerde yaşayacağı bir sosyal patlamanın yeşile yeşilliğe çağrının işaretidir. Belki de yeşil devrim Suudi Arabistan bayrağındaki o güzel yeşil tonunun devrimidir. Yeşil devrim kanlı mı olacak, kansız mı orasını ben bilmem, beyim bilir. Belki de yeşil devrim bir bar ortamına davetiye yazdırırken Kaan+4 yazdırabileceğimiz bir güzellikler, her erkeğe 4 hanım arkadaş devrimidir. Yazar burada külahımıza hitap ediyor gibi geliyor bana.
Bir ihtimal daha var, o da CTRL-Alt-Del (Mac için CTRL-Alt-Shift-Esc).
Dolmuşta ya da minibüste olanlar, cep telefonlarından arandıklarında neden hep oldukları yerin bir miktar ilerisini söylüyor anlamış değilim. Örn: Beşiktaş-Taksim dolmuşunda Beşiktaş'ta telefonu açan birey rahatlıkla "Stadın oradayım" diyebiliyor.
Haftanın en fantastik lafını Deniz Özerman'dan duyduk: "Kadın, inanılmaz bir kadın, her yerinden cinsel obje akıyor" dedi... Ne akıyor, ne damlıyor bilemiyorum, zor durumdayım. Beni salondan alır mısınız?