Adım adım cinayet...

Evet, bir hafta daha bitti. Bu satırları okuduğunuz şu güzel cumartesi gününden ne derece tiksiniyorum bilemezsiniz sevgili Radikal bademcikleri...

Evet, bir hafta daha bitti. Bu satırları okuduğunuz şu güzel cumartesi gününden ne derece tiksiniyorum bilemezsiniz sevgili Radikal bademcikleri... Şu güne kadar bir Onur Baştürk, bir Oray Eğin olamadığım için, şifreli kulüplere, Cihangir'de çorbacılara filan gidemediğim için o kadar mutsuzum ki. Bana verilen her fırsatı batırdım sevgili Radikal geceler! Bana sunulan her altın dolu tepsiyi ayağımın tersiyle uçan tekme atıp masadan devirdim sevgili su samurcukları. Haftada bir gün yazmak gibi gayet kebap bir işi bile elime yüzüme bulaştırdım sevgili Sarı Zeybekler...
Mustafa Kemaller ölmez ya da Kemallere gidiyoruz cümleleri arasındaki farkı öğrenemeden kelleştim sevgili Radikal cumbabaları. Benden her hafta talep edilen topu topu birkaç satırlık yazıyı yazamaz hale geldim. Adeta Mehmet Ali Erbil'in canlı yayında donunu indirdiği adam gibi çaresizim sevgili sevgilim. Sırf yazıdaki vuruş sayısı artsın diye dünyanın en denyolamo-kaçi yazılımlarını yazan Mikrosoft'un Word programının 'sevgili' yazdıktan sonra önerdiği 'Sevgili Anne ve Baba'yı bile yazımda kullanacak kadar çaresiz kaldım sevgili cücelerim. Menim güzel cücelerim.
Keşke zamanında futbolla filan ilgilenseydim de filanca top attı, onun kafasına gelen top o demirden karenin içine girdi gibisinden şeyler yazabilseydim sevgili World Of Warcraft sunucularım. Demin Mehmet Ali'nin donunu indirdiği adam demiştim ya, o adam bile benden iyi durumda sevgili Radikal ametaller. O adam bile, çünkü donu indiğinde iki eliyle yaşamının kaynağını avuçlayıp kameralardan korumaya çalışıyor. Bense adeta bir sokak insanı çaresizliğinde takılabiliyorum. İnanır mısınız, şu halimi Serdar Turgut görse "O meen, this is a homeless" gibi bişey der herhalde. Baksanıza daha adamın bile ne diyeceğini bilemiyorum sevgili güller ve dikenler.
Beni tinerci zannettiler
Geçtiğimiz hafta, hatta Juliette Lewis, İstanbul'a geldiğinde sahnede kızı ben sunmuştum. O zaman bile salondaki insanlar 'Aaa sahneye tinerci çıktı ayol, polis yok mu?' diye feveran etmişti. Düşünün Jülyet Levis denilen kıçı çıplak başı tüylü bir Holivud artizini bile şakşaklayan, marjinal genç, beni sahnede görünce tinerci zannediyor. Yani o derece marjinal insan tinerciden neden korkar sevgili dümbüllüler? İsterseniz gelin size bütün bu olanları yani başarısızlık hikâyelerinin en başarısızını anlatmaya çalışayım.
Öncelikle sabah telefonumu duymadığım için geç uyandım. Aslında hiç uyanmak istemiyordum, ama kimin umurunda. İşe geç geldiğimi fark ettirmemek için asansörde paltomu çantamı çıkaıp sanki saatlerdir binadaymışım hissini yaratmak için kendime çekidüzen verdim. Masama oturduğumda zaten her ölümlünün tiksindiği iş yaşamına boğazına kadar batmış hale geldim. Müşteri temsilcisi kızlar, gayet güler yüzlerle revizyonları sıralamaya başladılar. Zaten koskoca bir tatili bronşit olarak geçirmenin verdiği nemrutluk da üzerimdeyken antin kuntin statüsündeki işlerle uğraşmak insanı yeterince bezdiriyor...
Dönüşüm Raki gibi olacak
Öyle böyle derken gün sonu geldi. Çalışanlar binayı terk etmeye başladılar. Bense Radikal'e yazacağım yazının kabin basıncıyla baş başa kaldım sevgili cezeryelerim. Bu yazı yerine bir ara film eleştirisi yazmayı düşündüm ama izlediğim herhangi bir film de yoktu. Sonra 'modern görgü kuralları' diye bir şeyler yazmaya niyetlendim, onu da ağzıma yüzüme bulaştırdım kendimden bir kez daha tiksindim, sonunda geveleme tarzında ilk yazımı da yazıp bu davayı sonsuza kadar kapatma kararı aldım. Bana verilen tüm şansları teptiğim için hepinizden özür diliyorum. Umarım haftaya dönüşüm Raki'ninki gibi olur. 'Over The Top' diye bir filmi vardı ya. Hem veraset davası, hem kamyon şoförü muhabbeti, hem de bilek güreşi. İşte haftaya o kafada bir yazı yazacağım. Söz bir tanem, söz size!
Orhan Pamuk gelsin, bir cumartesi benim yazımı yazsın rica edeceğim. Orhan Pamuk'un yazımı yazdığı hafta fotoşop adı verilen uzay teknolojisiyle güzel bir hale getirilmiş vesikalığımı bile koymaya hazırım. Buradan sayın Nobel'e sesleniyorum: Atın beniz denizlere! Bir gün de beni kurtar sayın Pamuk! Bakın bana yapılan iyilikleri hiç unutmam, ben de size bir şekil yaparım kim bilir?