Asmalı mı kasmalı mı?

Herkes dayak yiyebilir ama polis yerse, bir memura vurduğumuz için çok daha kötü.

Haberler yine nefis. Bayılıyorum bu memlekete, her gün bir dinamik gündem, her gün ayrı bir mevzu, her gün ayrı bir şov, her gün ‘yok artık daha neler’ dediğimiz bir gelişme, her gün ‘bak ya adamın dediğine’ dediğimiz bir büyüğümüz, işte opera, her gün bir heyecan fırtınası, opera opera opera!
Valla ben de hal böyle olunca hemen Çetin Alp gözlüklerimi ve Melih Gökçek’in insanın içini ısıtan gülümsemesini takınıp gündeme ve halimize gülüyorum. Soracak olursanız ayın içinde oturuyorum.
Orası benim odamın penceresi, bazen perdeleri çek kız, perdeyi ört kız, bazen de evdeki ses. Tek nohutlu bir oda ama keyfim yerinde, manzarası iyi. Hiç canım sıkılmıyor. Küçük Prens’i sıkıntılarından kurtaracak gezegen B612 değil, aydaki odammış meğer. Gittim Ay nüfus müdürlüğüne (Atatürk Bulvarı’nın oradaki Ay İSKİ’sinin köşesinde) adımı Güdük Prens olarak değiştirdim. Güdüklük Ay’da çok kazandırdı. Zaten yer çekimi de daha ay, istediğim gibi takılıyorum güdük halimle bile buradaki birçok insandan daha çok hoplayıp zıplıyorum. Karamurat filmlerinden birinde vardı Zıpzıp diye bir Karamurat yancısı, onun gibiyim.
Kötü adamların ve gavurun, tekfurun, arada fonetik tutuyor diye Ferdi Tayfur’un filan üzerine zıplıyorum. Filan dediysem adam arabeskin taçsız krallarından, yanlış olmasın.
* * * 
* Her pop şarkıcımızın kendisini o işin en iyisi olarak görmesi kaç puan? Gidelim bi arkadaş muhabbetinde soralım. Hepsi de en çok kendilerini beğenmiyorlarsa, o biçim şaşırırım öyle diyeyim. Bakın şu mozaikli sigaramı yakan ateşe kör bakayım, o derece. 

* Derece dedim, aklıma geldi. Elvan Abeylegesse’nin kardeşlerinden birinin adı Derece’ydi. Valla billa. Ramazanda yalan mı söyleyeceğim ya? Bir ay bekler öyle söylerim yalanımı, yaparım hırsızlığımı, ahlaksızlığımı. Bende de hiç kafa yok. 

* Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Halkevleri üyesi Dilşat Aktaş’ın bir polis memuru tarafından yumruklanmasına ilişkin soruşturmada, görüntülerde tespit edilmesine rağmen, yumruğun ‘savunma amaçlı’ olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi... Polis Deniz Naci Uruçay, savcılığa verdiği ifadede, “Eğer vurabilmiş olsaydım, o kişinin burnu veya çenesi kırılırdı” dedi. Bence de polisimizin vurduğu yerde kıkırdak mıkırdak kalmazdı. Sağlam bir kafa iki ton çeker Altannn!
Bu mevzunun başlangıcı da burası... Halkevleri üyesi bir grup, Sağlık Müdürlüğü’nden izin alarak, Kızılay’da organ bağışı standı açtı. (Yani iğrenç bir niyet. Kesinlikle insanların organlarının birbirlerine takılabilmesini anlamıyorum. Ayrıca günah değil miydi? Mesela ahlaksız birinin dalağı bana takılsa, dalaklı olmama rağmen bir dalaksız gibi yaşamak istemeyebilirim. Ben çok erdemliyim, ondan bu isyanım.) Neyse, polis, tabii ki izne rağmen gruba müdahale ederek standın kaldırılmasını istedi. Dilşat Aktaş, buna itiraz etti ve çıkan arbedede Deniz Naci Uruçay’ın yumruklarına hedef oldu. Savcılık da suç duyurusu üzerine soruşturma başlattı.
* * *
Alınacak ders: Herkes dayak yiyebilir ama polis yerse, bir memura vurduğumuz için çok daha kötü. Memuru dövmek devleti dövmektir. Kimse devlete laf edemez! İndir o elini!
* * *
Bülent Arınç Twitter’da. Aslında bir süredir orada da, açıkçası kendisinden böylesi bir paylaşım ortamında çok daha iyi bir performans beklerdim. Normalde her ağzını açtığında kalabalıkları hareketlendirebilen bir kişinin Twitter sayfası gerçekten de etliye sütlüye dokunmuyor. Bir an dünyanın en kibar ve saygılı insanının sayfasını okuyormuş hissine kapıldım. Gerçekten güzel deneyim, alternatif bir gerçeklik gibi. Keşke herkes Twitter’daki hali gibi olsa.
Meraklısına adresi de verelim, tam olsun. twitter.com/bulent_arinc. Kendisiyle ilgili yazdıklarınıza da tabii kibar bir şekilde cevap veriyor! İnanılmaz değil mi? Keşke her politikacı normal şartlar altında ve gerçek hayatta (gerçek hayat, yeni bir Orhan Pamuk kitabı olabilir) bulent_arinc gibi olabilse. Bence sevginin gücü böyle bir şey olmalı.

.